Murat Uysal

girişimci / matematik mühendisi / yazılım uzmanı / hislerim ve deneyimlerimden yazılar

Güzel ülkemin bir başka güzel insanı : Kadir Köymen


Öyle insanlar görüyoruz gerçekten muazzam harika şeyler başarıyorlar. Spor olabilir müzik olabilir hangi alan olursa olsun özellikle uluslararası düzeyde bir başarı göstererek alyıldızlı bayrağımızı gurur ile dalgalandırma şerefine sahip olabiliyorlar. Kabul ediyorum tatlı bir kıskançlık duyuyorum :) Bu noktada benim de hedefim bu yönde idi ve maalesef onların arasında olamamak bugün için üzücü olsa da başaran kişilerin olması ile büyük bir teselli duyuyorum. Bu başarıların her biri elbette ki çok ama çok değerli ve birgün bende onların arasına gireceğim bu yönde ciddi anlamda efor sarfettim ve etmeye de devam edeceğim.

Her ne kadar hepsi önemli desem de, eğer başarılı olunan iş "teknoloji" ise işte o zaman çok adil olamayıp bir tık daha değerli görüyorum başarıyı. Başarılı olan çok kişi var mı dersek elbette var ama bazıları "başka bir şey".  Tam da bu söylediğim gibi "başka bir şey" yapan ve bunun yapılmasında elini taşın altına koyan sevgili Kadir Köymen, iyi ki varsınız.

Kadir Köymen'i size tanıtmama ihtiyacı olmayacak kadar kendisi ile ilgili bilgi bulabilirsiniz. Bu nedenle esas konuyu anlatacağım. Kadir Köymen AdelKrone markasının kurucusu ve sahibi. Belki birçok kişi vardır bu şekilde marka oluşturmuştur ancak bu işi değerli yapan bence ayrı nokta, çok spesifik bir alanda innovasyon yaparak dünyanın kabul ettiği ürünleri büyük bir beğeni ile insanlara sunabilmiş olmaları diye düşünüyorum.

Ne yapıyorlar derseniz işte aşağıdaki gibi mükemmel ürünlerin arge innovasyon ve ürünleşmesini sağlıyorlar. Muazzam bir başarı. Ürünlerin kalitesi ise herkesin kabul etmesi büyük bir takdiri hak ettiklerinin en büyük ispatı.

Burada etkileyici olan bir diğer konu ne biliyor musunuz. Bu ürün evet bakınca harika ve anlamlı. Gayet doğal bir arge ve sonucunda ürün çıkaran bir şirket, herşey olağan görünüyor olabilir. Burada benim dikkatimi çeken çok daha önemli bir nokta var. Kadir Bey kaç yıl öncesinde dahi zaten bu sistemi kendi şartları içerisinde amatör de olsa mücadele ederek o şartlara rağmen bir ürün çıkarmayı başarmıştı. Ne büyük bir mutluluk olsa gerek, onca sene önce hayal ettiği ürünlerin şuan tüm dünyada beğeni ile kullanılıyor olması. Kadir Bey tarifi imkansız bir mutluluk içerisindedir diye düşünüyorum. Darısı başımıza :)

Aşağıda kaç yıl öncesinden bugünkü hayaline yürüyen Kadir Köymen'i görebilirsiniz. Ayrıca videoda müzik eklemesi de ayrı bir zevk sahibi olduğunu düşündürdü bana, şahsen videoyu daha keyifli yapmış :)



Zaten başarılı, zaten dünya çapında bir marka üretmeyi başarmış. Tüm bu başarı bir tarafa bu büyük iş adamı bunca başarı yetmez gibi "başka bir şey" daha yaptı.

Ülkemizde bir ekip kurup "başka bir şey" youtube kanalında bizlere ilham olacak anlatımlar ile bir girişimin bir ürünün nasıl çıkarılabileceğini anlattı. Muazzam video serisi kaliteli çekimler ile sanki bir üst düzey amerikan filmi izlermiş gibi hissettiren çekimleri ile hem keyifli hem de gerçekten ufuk açan bir yönü var.  Umarım ki tüm üniversite okuyan öğrenciler mutlaka en az bir kez izlemeleri mümkün oluyordur.

"Başka Bir Şey" kanalının aşağıda ilk videosu yer alıyor. Bu video serisi hayatımda ülkemizde yapılmış olan en çok sevdiğim dizi ve filmlerden çok daha severek keyifle izlediğim bir seri haline geldi. Ayakta alkışlıyorum. 

Bu video serisi sonrası en çok üzüldüğüm konulardan birisi oldu o dönemde ve maalesef birgün bir baktım  youtube kanalı kapandı. Neyse ki şuan tekrar ülkemizde çalışmaya devam eden ekibi çok yakından takip ediyorum ve kesinlikle lütfen izleyin ve izlemeyen herkese ulaştırın.





Yazsam daha sayfalarca yazabilirim ne diyeyim ki. Ama aşağıdaki videodaki gibi söylenecek söz yok, sadece şunu diyebiliyorum, "ADAMLAR YAPMIŞ" :) 

İyi ki yaptınız ve yapmaya devam ediyorsunuz. 

Problemleri yeni problemlerle çözebilme becerisi


Yazılım mesleğini seçerken üniversite yıllarımda anlatılan algoritma dersleri temel oluşturmuştu. Öyle bir formül yazıyorduk ki verilen değerlere göre yazdığımız örnekten çok daha büyük değerler için çözüm sağlıyordu. Muhteşem birşeydi ve çözmeyi seven herkes gibi alanımı belirlemiştim.

Yıllar geçti birçok proje geliştirmiş birisi olarak halen mesleğime devam etmekteyim. Ancak başlıktaki durumun bu sektördeki ana ilerleme süreci olduğunu anlamak elbette acı bir gerçek. Hangi kurumda olursanız olun bu iş bir ekip işi ve maalesef başka problemleri çözmek için geleceğe yeni problem tohumları ekmek durumunda kalarak çalışmanız gerekiyor.

Burada kastettiğim de önceki "çözüm!" lere laf atmak değil zaten. Sunulan dar zaman içinde bir çalışmayı tamamlamak durumunda olan her developer belli bir esnekliğe sahiptir. Yapabilecekleri sınırlı olduğu için de o an problemi sadece o an için çözer. Herkes mutludur ancak gün gelir ki büyük bir kulak çınlaması yaşadığında birçok yazılımcı da eminim benim gibi çok da sebebini merak etmiyordur. Hatta çınlama orantısında hangi konu ile ilgili olduğunu bile tahmin edilebileceğini düşünüyorum :)

Bugün de böyle bir yazı oldu. Bu sektörde acı gerçekleri kabul etmeden gerçekten bir ilerleme söz konusu değil. Bu nedenle konu sadece dil öğrenmek değldir. Konu aynı zamanda o dili kullanıp kısa zamanda günü kurtaran çözümler üretebilmek ile alakalı.

Ha, üniversitede o kadar ders gördük derseniz de haklısınız da ben de şunu derim : Üniversite mi ?

Askıda ekmek projesinde sevindiren gelişme - askidanevar.com

Merhaba sevgili dostlar,

Biliyorsunuz bir önceki yazımda bir askıda ekmek projemden bahsetmiştim ama işe başlamadan önce alan adı araştırken daha keşfettiğim askianevar projesi ile herşey değişiverdi bi anda :)

Beni büyük bir yükten kurtaran sevgili https://askidanevar.com ekibine teşekkür ediyorum :)

Projeyi tabi ki halen benim tasarladığım formatta yapmayı düşünüyorum ancak faydalı olmak adına ne yapabilirim diye düşündüğümde öncelikle https://askidanevar.com/ sitesinden sponsorluk başvurusu ile işe başladım.

İlginç bir öneri ile gittim, çünkü benim projemde askıda ekmekle sınırlı kalmayıp ayakkabı, giyisi ve daha birçok ürün olacaktı. 

Bende bu ilginç fikre, askıdanevar ekibine "askıda web sitesi" eklemek istiyorum diyerek başvuruda bulundum.

Belki benim gibi üniversitede iş kurmak isteyen girişimciler olursa, web sitelerine hiç masraf yapmadan kaliteli bir web sitesi sahbi olabilmelerini sağlamak mümkün olabilir. Hatta iş kurma ve o süreçte karşılaşacakları diğer zorluklara karşı da bilgi vermeyi de ihmal etmeyeceğim.

Bakalım önerime nasıl dönüş yapacaklar merak içinde bekliyorum.

Ama ülkemizde böyle güzel fikirlerle birşeyler yapan insanları görmek en mutlu olduğum bir diğer konu oldu.

Teşekkürler bu duyguyu yaşatan askidanevar ekibi.  Başarılarınızın devamını dilemekle birlikte, "başarımızın" devamını dilerim demek de istiyorum, çünkü aynı yönde birşeyler yapmak isteyen birbirinin farkında olmayan tek bir ekip olarak görüyorum sizleri.



Askıda ekmek kültürü ve bugüne uyarlanan yeni hali - 1

Merhaba sevgili okurlarım,

Bu yazım 2 bölümden oluşmaktadır, bu yazımda projenin çıkış noktasını 2. yazımda ise sonrasında projenin kapsamından bahsedeceğim. Ayrıca projeye destek olmak veya ekipte olup gönüllü çalışmak isteyenler olursa sitemdeki iletişim formundan bana ulaşabillirsiniz.

Şuan belki de bugüne kadar verdiğim en doğru karar sonucu, gerçekten iyi bir şirkette sevdiğim insanlar ile görevini iyi yapan bir çalışan olmaya çalışıyorum. Kurumumun bana sağladığı imkanları hak edebilmeye konsantre durumdayım. 

Hal böyle olsa da, daha öncesinde kendi işimi kurup ticari hedefli projelerimden istediğim sonucu alamayan birisi olarak halen proje düşünmeye devam etmekteyim. Ancak bu sefer ticari olan değil daha duyguya hitap eden projelere odaklı durumdayım. Yani dünyayı daha "Kazançlı" bir yer yapmaktan ziyade, insanları daha iyi insanlar yapabilmeye ve birbirine daha yardım sağlayabilir yapmak istiyorum.

Ben böyle düşüncede iken, hayat kendi kendine bana projemin ne olması gerektiği sunabilmişti, projemizin çıkış noktasını kısaca anlatayım. Birgün bir fırındayım, ekmek almak için epey geride sırada bekliyorum. O sırada fırının dışında bekleyen suriyeli bir kardeşimiz  ve gerçekten yardıma muhtaç olduğu aşikar, fırına bakıyor ama birşey de yapmadan, çekiniyor birşey demiyordu. Ben durumu anlamıştım, normalde 2 ekmek alıp çıkacaktım, ayrı poşetlere 2 şer ekmek istedim fırıncıdan. Çıkışta da o kişinin yanına geldim ve bunlar bana fazla istersen alabilirsin dedim. Mahçup bir gülümseme ile aldı ekmekleri. Mutlu olmuştu, gözlerinde görmüştüm ve daha ilginç olanı ise böyle bir gün yaşadığımda, ben o gün çok yoğun işlerimden dolayı şikayet ettiğim bir günü yaşamakta idim.

2 ekmek ile gülümseyebilen insanlar vardı bu dünyada ve bizler bu insanlara yardım etmeksizin gündelik hayatımıza şikayet ede ede devam ediyorduk. Zaten aklımdaki bir proje arayışından dolayı, yaşadığım bu olay sonucu projem netleşmişti.

Osmanlı döneminde askıda ekmek yardımını biliriz. Hatta son günlerde bunu deneyen fırınlarımız oldu ve hala da olduğunu düşünüyorum. Aşağıdaki videoda bu muazzam yardımseverliği  en güzel şekilde anlatmaktadır.



İşte yeni projemin kapsamı bu şekildedir. Teknolojinin imkanlarını kullanarak askıda ekmek yardım sistemini herkese ulaşması için bir projeye başlıyorum.

Askıda ekmek yardımlaşması gibi bir yardımlaşma yapmayı sağlayacak yeni bir proje ile insanların daha fazla bu kişilere yardımda bulunabilmesini sağlamak üzere bir sonraki yazımda görüşmek üzere diyorum.

Sevgiler saygılar.

Gerçek değerli olan şey: Motivasyon


Mezun olur olmaz, yıllar önce İzmir'e dönüp kendi ofisimi açtığımda sadece bir masam ve sandalyem vardı. Doğrudan güneş gören klimasız sıcak bir ofiste  terler içerisinde sabahtan akşama kadar kod yazabiliyordum. Klimam, harici monitörlerim olmayan çalışmam için ideal olmayan bir ortamda idim. 

İlk dönemde yaptığım çalışmalardan bir miktar ücret kazanmaya başladığımda zamanla klima ve çalışmak için daha ideal ofis gereçleri almıştım. Ama bu oluncaya kadar ciddi anlamda zor şartlarda çalışmıştım. Ve bir an olsun şikayet etmemiştim bile.

Ancak amacım sadece para kazanmak değildi ve marka olmak adına da çok iyi ilerleyemiyordum. İşlerimden istediğim dönüşü alamadığımı gördüğümde  yapılacak şey netti.  Bir işe girmeye karar vermiştim ve kliması olan güzel bilgisayar ve monitörler ile çalışma şansı sunan o işlerde kendi ofisimde bahsettiğim zorluklara rağmen yapabildiğim işi yapamamıştım hiçbirisinde. Koltuk daha rahat, bilgisayarlar daha güçlü ama çalışmak ve motive olmak daha zordu. 

Çünkü üretmiyorduk. Varolan bir kötü kodlanmış yazılımın ayakta kalması için bir nevi bebek bakıcısı gibi yanında durmak idi yaptığımız. Düzgün beslenip büyütülmemiş bir çocuğun sürekli desteğe ihtiyaç duyması gibi bir durumda kalan yazılımların müşteriyi memnun etmesi için yanında durmaktı yaptığımız. Nasıl bu şartlarda mutlu olabilirsin ki?

EARGE için çalıştığım dönemde, bilgisayarım başında kod yazarken, karşımdaki yazılımın biliyordum ki arkasında sürekli koşmam gerekmeyecekti. EARGE olarak sadece iş için kod yazmak bir yana üretmek için de yazmakta idim. Kazandığım ücretler küçük de olsa bir miktar kazancı, kendi minik bütçelendirmelerim ile finanse etmeye çalışmakta idim. Birçok işten değerinin çok çok altında iş yapmakla birlikte oradan gelen küçük katkılar ile zamanında planladığım şehrinden.com, pikazon.com veya fishermanager gibi projelere finansman olabilme ihtimali idi motivasyon kaynağı. Çünkü böyle bir yolculukta, sadece hayatta kalmak için para kazanmak değildi yaptığım. Birşeyleri değiştirmek, yazılım üretmek ve bir "Türk Yazılım Markası" olmak gibi bir hayalin gerçekleşmesi için ilerlemekti esas motivasyon kaynağı.

Ancak şimdi , uzun süredir olduğu gibi halen ay sonu hesabıma yatacak garanti bir maaş için çalışmaktayım. Bu da güzel birşey elbette, hele hele iyi bir kurumda değer görerek çalışmak bambaşka bir duygu. Ancak kabul etmeliyim ki, her ne olursa olsun o cahil cesareti ile çıktığım şirket kurma serüvenim ve o dönemde yazdığım kodlama motivasyonumu asla ama asla bulamıyorum ve bulamayacağım da.

Şİmdi yeni bir motivasyon kaynağım olması gerekiyor. Çünkü bu şartlarda hayatımı herhangi bir işte çalışarak devam ettirmem imkansız. Bu nedenle insanların fayda görebileceği insani yönleri olan projeler hedefliyorum.

Yeniden motivasyon kazanmam için, bir proje fikrim var artık :) Ama bunu bir sonraki yazımda paylaşıyor olmak üzere sevgiler selamlar...

 

Bir yemek sepeti başarı hikayesi daha neden olmasın ki


Merhaba sevgili okurlarım,

Eskiden beri yemek sepeti projesini takip ederim. Nevzat Aydın bey gerçekten büyük bir girişimci ve ayrı bir saygı duyuyorum kendilerine. Yıllar içerisinde zirveyi yakalayan markalaşmış projemiz olması nedeni ile daima gurur duydum.
Gurur duymak bir yana, işimiz teknoloji olduğu için de haliyle işin yazılımsal boyutunu da düşünmeden edemiyor insan. Çok karmaşık kurguları olan iş uygulamaları kodlanmasına rağmen birçoğu yemek sepeti projesinin kazancının yakınından bile geçememektedir. Doğal olarak da böyle yazılımsal boyutu çok karmaşık olmayan bir işi hemen yapıp bizde zengin olalım fikri olan insanlar çoğalmasına sebep olmuştu bu durum.

Bu işin kolay olduğunu zannedip pazara giren birçok şirket hüsrana uğradı. Hiçbirisi istediği gibi bir kazanç elde edemedi hatta zarar ettikleri için de işi kapatmak zorunda kaldılar. Açıkçası eskiden o kişilere anlam veremezdim bu kadar güçlü bir rakip karşısına neden çıkarlar diye. Haklı çıktım, böyle bir rakip karşısına bu işi yapmak için çıkılmamalı idi.

Ancak bu fikrim net bir şekilde 180 derece değişmiştir. Büyük girişimci Nevzat Aydın bey tabi ki kararına saygı duysam da maalesef doğru bulmadığım yemek sepetini satma kararını uyguladı. Bunca yıllık projemiz artık başkalarının olmuştu. Başarı mı dersek, elbette büyük başarı kabul ediyorum. Ama öyle üzülmüştüm ki, ülkemize ait diye gurur duyduğum nadide projemiz de artık başkalarının idi.

 İşte o andan itibaren bu projeyi yapmaya karar vermiştim ve şuana kadar toplamda 14 aydır bu proje üzerine çalışmalar yapmaktayım. Geldiğim noktada ise en önemli fark şu. Tüm adımları kurguları netleşmiş durumda. Reklam pazarlama yöntemleri bütçelendirme oranları hepsi hazır. Peki ne eksik derseniz :) tabi ki sermaye eksik. Sermayem olmadığı için bu işi birlikte yapabileceğim arkadaşlara ve yatırımcılara ihtiyacım olacak.

İşte çok yakında detayları sizlerle paylaşmak üzere, şimdilik bu kadar tiyo ile yazıma son veriyorum.

Kolay olmayacak bir proje ancak denemeye değer mi, kesinlikle ;)

Eğitimin verilen önemin lafta kalmadığı şirket : Hugo Boss


Herkese merhabalar,

Bu haftasonu benim için çok farklı geçiyor, çünkü etkileyici bir durum yaşadım ve hala etkisindeyim.  

Geçen hafta çok yoğun bir iş sürecim vardı. Yazılım geliştirme yöntemi olarak, scrum ile geliştirme yapmaktayız ve sprint bitişine de sadece 2 gün kalmış durumda. Sabah ofise gidiyorum bir bakıyorum ki eğitim planlanmış, bilgisayarım uyarı veriyor.

Şaşkınlıkla bir hata sanıyorum, bir sürü işlerim var hemen iptal etmeliyiz diye düşünmeye başlıyorum ve eminim kendimden. Yöneticim ile görüşüyorum, diyorum ki bu eğitimi ne yapacağız çok yoğunum işlerim var mümkün değil ekstra vakit yok. Cevap çok kısa ve net. İşleri haftaya ertele,  eğitim önceliğimizdir!

Bi duruyorum, nasıl yani ama önemli işler var bitirmem gereken. Ardı arkasına 2 tam gün eğitim bu işlerin hiçbirine dokunmamak anlamına gelir. Yine çok net bir ifade, evet biliyorum, eğitim daha önemli ! Ve donup kalan ben. Alışmışım önce iş gelir şeklinde yaşamayı, zamanında yeri gelir doktora gitmeyi ertelemek durumunda kaldığım da olurdu. Eğitimime bu kadar değer veren bir kurumda çalışmak ne büyük bir lütuf.

Yıllardır kendi ofisime bu kadar yakın böyle bir kurum hatta kurumdan öte böyle müstesna bir aile var iken,  kendi mütevazi ofisimde teknoloji üretme mücadelem gerçekten masum ve büyük bir cesaret biliyorum ancak bazen birşeyleri uzaklarda aramamak gerektiğini de görmenin küçük bir üzüntüsünü de yaşamıyorum diyemem. 

Böylesine değer gördüğünde insan, gerçekten başkalaşıyor, omuzlarındaki yük sahip olduğu sorumluluk duygusu gerçekten artıyor. Tabi aldığımız eğitimin ne kadar kaliteli olduğundan, eğitime gittiğimde iyiki gelmişim diye düşünüp durmaktan kendimi bir türlü alamadığımı hiç anlatmıyorum bile. Bizler için İstanbul'dan alanında en iyi uzmanları getiren, kendi işleri varken eğitim için kendi işlerini haftaya erteleyecek kadar bana değer verip eğitime önem veren bir aile için, ben çalışırım. Hem de öyle çalışırım ki, yıllardır kendi işimi nasıl sahiplendim ise öyle çalışırım. Mesai kaldığımda IT ofisimizin boşa yanan ışıklarını kapatacak kadar sahiplenirim. 

İşte bu da böyle bir yazı oldu, yazmasam eksik kalırdı, varsa birkaç okuyanım saygılar sevgiler :) 

EARGE ve marka olmak

Merhaba güzide okurlarım :)

Ben uzun yıllardır bir başıma EARGE isimli marka tescilime yakışan projeler yapmak için mücadele ediyorum.Üniversite yıllarımdan itibaren freelance olarak aldığım projelerde düşük bütçeli işleri bile bir marka bilinci ile yapıp teslim etmekle başladı serüven. O kadar motive ve keyifli bir yoldu ki bu yol kaç yıl geçmiş inanın sanki dün gibi öylesine hızlı geçip gitmiş ve 30 yaşıma beni ulaştırmış.  

Ancak gelin görün ki önceki yazılarımdan da anlayacağınız üzere maalesef hatalı  kararlar içinde olduğumu sanırım geç anladım. Şuan hatalarımdan çıkardığım ders sayesinde doğruyu sanırım artık biliyorum. Ama tabi artık bir özgüven kaybı yaşadığımı da kabul etmeliyim.

EARGE ismi, E ve ARGE  şeklinde oluşuyor. Burada E elektronik yani E-Mail E-Ticaret gibi işlerin önündeki E olarak yer alır. ARGE  de araştırma ve geliştirme şeklindedir. İsmin çok anlamlı olduğunu ve tam da hayalimi anlattığını biliyorum ve ismi çok seviyorum. Ancak başarı için ismin büyük bir etken olmadığını görmek ise işin en acı tarafı. Çünkü ben bu ismi bulup alan adını kayıt ettiğim geceyi hala dün gibi hatırlarım. Gece 4'e kadar uyuyamamıştım mutluluktan ne gündü bir bilseniz. Ve üniversitede kıt kanaat bütçem ile para biriktirip marka tescili yaptırmıştım. İzmirde ofis açtığımda da ilk iş o marka tescilini duvarıma asmak olmuştu.

Hayalim, bu isim ile sektörel bir yazılımda marka olmayı ve dünya çapında ülkemizin gurur duyduğu bir yazılım şirketi olmak idi. Bu hedefi biraz erken yaşta yola çıkıp denediğim için elbette bana birçok deneyim kazandırdı. Ama her deneyimin sonucunda da maalesef bir zaman ve emek kaybettim. 

Bu ismin tescili halen bende ve belki birgün kullanmak için başvuran iyi yazılımı olduğuna inanan kişiler varsa mutlaka benimle iletişime geçebilirsiniz.

Scrum Notlarım


Scrum yapısını bireysel anlamda araştırıp öğrenmiş olsam da çok ayrıntılı şekilde uygulayacağım bir kurum fırsatım olmadı. 

Daha ayrıntlılı öğrenmek adına notlar almak için burayı seçtim. Hızlıca doğrudan paylaştım, düzenlediğimde daha iyi bir içerik olacak.

En kısa özeti ile yapıyı özetlemeye çalışacağım.

Product Owner:

Bir yazılımın ihtiyaçlarını belirler ve bu noktada işleri listeler. Bu listeler bu teknik içerisinde "Product Baclog" olarak geçmektedir. Bu backlog bilgileri ürünün ihtiyaçlarını belirler ve dinamik bir listedir. Bu listede silme ve ihtiyaca göre yeni eklemeler yapılabilmektedir. Product Owner en etkili roldür, çünkü ekibin tüm çalışması bu kişinin ürün analizlerine göre şekillenir.

En önemli 2 işi var diye düşünüyorum.

- Ürünün ihtiyaçlarına göre işleri listeler.
- Takımın en etkili çalışabileceği şekilde işleri sıralar.


Scrum Master:

En üst yönetici gibi bir görünümü olsa da, aslında hizmetkar yöneticidir. Bu yönetici emir ve direktif vermek yerine sistemin scrum kuralları doğrultusunda çalışmasını sürmesini sağlar sadece. Ekibin ihtiyaçlarına yanıt verir. Ekibin daha verimli çalışması için aralarında koordinasyon sağlayan kişidir.


Product owner için teknikleri geliştirir, daha doğru bir liste oluşması noktasında metotlar geliştirir. Benim yorumum bu kişi innovatif yönetim teknikeri denebilir gibi geldi. Yani herkesin üstü gibi ama aslında herkesin daha iyi çalışmasını temin ediyor. 

Ekip için ise, sprintlerin yönetimini izler ve daha iyi bir sonuç için ekibe bilgi ve ortam sağlar. Koçluk eder ve scrum sisteminin tam olarak uyulduğu bir yöntem sağlar.

Yazılım Takımı

Ekip self-managed bir ekiptir. Belirli bir kişi veya üst kurul yönetmez. Ekip kendisi içerisinde herkesin en faydalı olduğu noktada çalışmasını sağlayan bir yapıda gelişir. Herkes en faydalı olduğun noktada yer alır ve sprint içerisinde en iyi işi çıkarmaya çalışır.


Sprint

Sprint bir hedef iş listesidir. Bu işlerin sırası ve önemi product owner tarafından scrum master gözetiminde gerçekleşir ve splint hedefleri belirlenir. Ekip bu splint doğrultusunda çalışarak bazı enstrümanlara sahiptir. 

Bunlardan bazıları, planlama, günlük scrum, geliştirme ve değerlendirme şeklindedir.

Splint sanki bir proje gibi belirli hedefleri olan iş listeleridir. Bu hedefler doğrultusunda splint işleme alınır.

Einstein'ın "bir problemi çözebilmek için yeterince küçük parçalara böl ama fazla değil şeklinde" bir sözü vardır. Tam böyle değilse de buna benzer bir manası var. Burada o amaçlanıyor bence. Yani bir projeyi küçük daha alt projelere bölüyoruz ve alt projeler tamamlandığında üst büyük proje de tamamlanmış oluyor.


Splint iptal edilebilir bir olgudur ve bu yetki sadece ve sadece product owner a aittir. Ancak takım ve scrum master splint iptali gerektiğini düşündüğünde bu konuda product owner a bilgi verebilir ve product owner bu bilgi doğrultusunda iptal kararı alma veya almama hakkına sahip olur.

Daily Scrum

Bu işlem ekibin bir sonraki 24 saatini netleştirmeyi hedefleyen bir görüşmedir. 15 dk süren bir toplantıdır. 

Sprint Review

Bir sprint sonunda herkesin katıldığı ve product owner tarafından biten işlerin belirlendiği bir listedir. Biten işlerin durumu herşeyin nasıl gittiği bu toplantıda belirlenir. Splint içindeki her detay netleştirilir ve herkes kendi tespitlerini paylaşır.


Sprint Retrospektifi
 
Sprint review sonrası, bir sonraki sprinte geçiş öncesinde sprint için bir önceki notlar ve öğretiler uygulamaya alınmaya çalışılır. Yani neyi doğru neyi yanlış yaptık notları değerlendirilerek bir sonraki sprint için düzenlemelere karar verilir. Sprint planı öncesi tüm sonraki süreç değerlendirilir. Scrum master bu noktada ekibi cesaretlendirir ve koordinasyon sağlar. 

Ayrıca bu adımın bence en önemli gördüğüm bir adımı da şudur, her ekip üyesi her işin bitti noktasındaki "BİTTİ" tanımını net olarak anlamaktadır. Yani kendi alanı dışında bile olsa tüm işlerin bitti denildiğinde nasıl bir kapsamdan söz edildiği söylenmektedir. Yani benim de şahsen yaşadığım en büyük sorun genelde bu idi. Yani ekipte diğer kişiler kendi alanı dışındaki konuları bilmemesi bir nebze faydlaı gibi görünür. Ancak bunun sonucu kişinin diğer modülleri ve alanları düşünmeden kendi verilen işini yapıp kenara çekillmesi ile sonuçlanır. Bu noktada da tabi birbiri ile uyumsuz çalışan modüller olur.


Events

Scrum da en sevdiğim şey diyebilirim. Normalde toplantı kavramı vardır ve bu kavram herkesin uzun uzun herşeyi konuştuğu ama aslında birşey konuşmadığı noktaya kadar uzayan şeyler haline gelebilir. Bu noktada da en önemli kelimeyi unutmamışlar. "Time Boxed" yani zaman sınırlı bir görüşme öğesidir. Bu zaman sınırını aşmadan süreç izlenir, işler ile ilgili özet ve sonuç odaklı görüşmeler sağlanmaktadır.


Aşağıdaki linkten en ayrıntılı halini görebilirsiniz.



Garip bir teşhis: proje zehirlenmesi

Merhaba sayın üçbeş okuyan nadide okurlarım. Az olan daha değerlidir derler ya, az olduğunuz için çok kıymetlisiniz. Tabi çok olsanız da değerli olurdunuz ben o konuda adil biriyim. Ancak yine de ne bileyim az olunca bizbize gibi oluyor daha değerli tabi. Ve yine hiçbir yerde göremeyeceğiz değişik bir tespit ile karşınızdayım.

Proje zehirlenmesi nedir ?

Proje zehirlenmesi diye birşey var bence. Tanımlamak gerekirse, özellikle bizim kuşak ve bizden biraz önceki kuşakta bulunma olasılığı yüksek bir rahatsızlık. Semptomları şu şekildedir, kişi öyle bir ruh halindedir ki bütün hayali tek bir proje veya birkaç proje olacak şekilde bütün planlarını yapması ve nasılsa ileride o projelerden biri sayesinde ciddi bir başarı elde edeceğini düşündüğü için hiç de makul ve mantıklı olmayan riskleri kolayca alabilecek suni bir cesaret ruh halidir.

Bir kişi bu zehirlenme halinde ise, genelde pozitiftir ancak dışarıdan baktığınız, aslında içinde bulunduğu durumun hiç de iç açıcı olmadığı gün gibi ortadadır. Yani neden böyle düşündüğünü anlamaya çalıştığınızda bir sebep göremezsiniz, çünkü kafasında o "birgün ulaşacağı muazzam başarı" 'nın kesinlikle olacağını varsaydığı için, içinde bulunduğu tüm olağanüstü sorunları ve kayıpları gözardı ederek önündeki uçurumu görmüyordur.

Proje zehirlenmesi ile ilgili kişisel deneyimlerim

Bu zehirlenmeyi neden iyi biliyorum derseniz, kişi kendinden bilir işi diye bir tabir vardır. Benimde uzun bir dönem içinde olduğum bir durumdu bu ve ancak kurtultuktan sonra farkına varabildim. "bir dakika ya neden hala bu başarı gelmedi" diye afalladığınızda, jeton düşüyor.

Kendimden örnek vermek gerekirse, üniversite yıllarımda başladığım freelance projeler bir özgüven verip etrafta duyduğum milyonluk şirket olan bir sürü girişim haberi sonrası, sanki çok kolaymış gibi gelen o başarıya ulaşma güdüsü gelişiyor. Bu nedenle de özgüven gösterip, üç kuruşa yazdığım intranet sonrası İstanbul'da ofis açamamam ve maddi yetersizlik sonucu aileme daha yakın olan bir yere gelip, İstanbul gibi yazılım konusunda en büyük merkezi bırakıp İzmir'e gelebiliyor insan. Geldikten ciddi maaşlara çalışmak yerine, sıkıntıları göğüslerim nasılsa, ben yaparım gazı ile iş kuruyorum ve kıt kanaat iş yapmaya çalışıyorum. Üniversite yıllarımda çok çalıştığım ve kurslara gittiğim için teknik bilgi düzeyim yaşıtlarıma göre iyi olmasına rağmen yaşıtlarımın kazandığı paranın 1/4 ü ile idare ediyorum. Kendi ofisimi açıyorum bir sürü masraf borç ve iş koşturup müşteri problemleri de çekiyorum. Ödemeleri alamıyorum v.s v.s....

Sabrımın hiç taşmadığı anormal şartlarımı biraz daha betimlemeye çalışayım. Kliması olmayan akşama kadar güneş alan bir ofiste tek masa tek sandalye ve hala yenileyemediğim üniversite döneminden elimde kalan yavaş mı yavaş laptop ile outsource iş yapıyor ve hergün sabah vaktinde kalkıp genelde gece yarılarına kadar normal bütçesinin yarısı hatta 1/4 üne alabildiğim işleri yapıyorum. Nasıl yorgun nasıl bitap, ama bir gram şikayet yok ve mutluyum. Kesinlikle normal bir durum değil ve üniversite bitirmiş birisi olarak artık belli maddi güç hedeflemek varken, o proje zehirlenmesi yüzünden tutkuların peşinden koştuğumu sanıyor ve aslında ömrümden çalıyorum. 

Sonuç olarak çok samimi söylüyorum ki asla zerre pişman değilim, çünkü sıradan bir yol sıradan deneyimler kazandırırdı ve şuan eğer bakış açımdan memnun isem sebebi bu yolu seçmemden dolayıdır. Proje ölçeklemesi yapabilmem ve her türde insanı anlayabilmemi bu şekilde bir yolu seçmeye borçluyum. Aslında seçtiğim yolda problem yok, tek sorun proje zehirlenmesi dediğim konudan dolayı. Yani bunun yerine çok daha ürün bazlı odaklansaydım, eminim şuan belirli bir sektörde iyi bir yazılım tutundurmuş olurdum.

Proje zehirlenmesinden nasıl kurtulabiliriz?

Proje zehirlenmesi dediğimiz şey bence böyle birşey. Girişimci olmalıyız karşı değilim ama çok ince bir çizgi var. Eğer o denge doğru değilse gerçekten kayıplar büyük oluyor. Ben halen etrafımda kendimi gördüğüm sayısı az olmayan insanları nacizane üslubu ile ikaz etmeye çalışıyorum.

Kurtulmanın tek yolu, iç sesinizi ve ego duygunuzu kenara bırakıp gerçekten mantık dahilinde değerlendirmeniz gerekiyor. Yani olacak ya inanıyorum filan gibi cümleler kurmak zorunda kalıyorsanız çok geç kalmış olabilirsiniz. Öyle bir cümle geçerli değildir. Bu proje olacak çünkü diye başlayıp gerçekçi onlarca cümle kurabilmeniz gerekiyor. Satış noktasında nasılsa alırlar süper birşey gibi sahte tespitler yerine, sektör analizi yapıp potansiyel müşteri adetini belirlemek ve ciddi anlamda satış gücü belirlenmelidir. Sonuçta kimse sizin hayaliniz veya çok istiyorsunuz diye o işe ödeme yapmaz, gerçekten işe yaramalısınız. Siz olacak deyince olacak bişey değil. Olmayacak birşey ise o ne yaparsanız yapın olmayacak. Tek fark siz yıllarınızı harcayıp anlayacaksınız....

Etrafımda bu önerileri aktardığım zehirenmiş bu kişiler sayesinde birşeyi daha anlıyorum ki, bu dibi görme sarsıntısı kaçınılmaz, çünkü karşısındaki insanı anlamaya ve dinlemeye karşı kapalı olmaya sebep olan bu zehirlenmenin geçmesi maalesef herkes için dibi görmek ile mümkün sanırım.

Yaklaşık 2-3 yıldır mücade etsem de henüz dibi görmeden beni anlayıp haklı göreni olmadı, ama umarım birgün olur ve burada bir yazı olarak onun hikayesini kaleme alabilirim..

Teşekkürler saygılar...