Murat Uysal

girişimci / matematik mühendisi / yazılım uzmanı / hislerim ve deneyimlerimden yazılar

Askıda ekmek kültürü ve bugüne uyarlanan yeni hali - 1

Merhaba sevgili okurlarım,

Bu yazım 2 bölümden oluşmaktadır, bu yazımda projenin çıkış noktasını 2. yazımda ise sonrasında projenin kapsamından bahsedeceğim. Ayrıca projeye destek olmak veya ekipte olup gönüllü çalışmak isteyenler olursa sitemdeki iletişim formundan bana ulaşabillirsiniz.

Şuan belki de bugüne kadar verdiğim en doğru karar sonucu, gerçekten iyi bir şirkette sevdiğim insanlar ile görevini iyi yapan bir çalışan olmaya çalışıyorum. Kurumumun bana sağladığı imkanları hak edebilmeye konsantre durumdayım. 

Hal böyle olsa da, daha öncesinde kendi işimi kurup ticari hedefli projelerimden istediğim sonucu alamayan birisi olarak halen proje düşünmeye devam etmekteyim. Ancak bu sefer ticari olan değil daha duyguya hitap eden projelere odaklı durumdayım. Yani dünyayı daha "Kazançlı" bir yer yapmaktan ziyade, insanları daha iyi insanlar yapabilmeye ve birbirine daha yardım sağlayabilir yapmak istiyorum.

Ben böyle düşüncede iken, hayat kendi kendine bana projemin ne olması gerektiği sunabilmişti, projemizin çıkış noktasını kısaca anlatayım. Birgün bir fırındayım, ekmek almak için epey geride sırada bekliyorum. O sırada fırının dışında bekleyen suriyeli bir kardeşimiz  ve gerçekten yardıma muhtaç olduğu aşikar, fırına bakıyor ama birşey de yapmadan, çekiniyor birşey demiyordu. Ben durumu anlamıştım, normalde 2 ekmek alıp çıkacaktım, ayrı poşetlere 2 şer ekmek istedim fırıncıdan. Çıkışta da o kişinin yanına geldim ve bunlar bana fazla istersen alabilirsin dedim. Mahçup bir gülümseme ile aldı ekmekleri. Mutlu olmuştu, gözlerinde görmüştüm ve daha ilginç olanı ise böyle bir gün yaşadığımda, ben o gün çok yoğun işlerimden dolayı şikayet ettiğim bir günü yaşamakta idim.

2 ekmek ile gülümseyebilen insanlar vardı bu dünyada ve bizler bu insanlara yardım etmeksizin gündelik hayatımıza şikayet ede ede devam ediyorduk. Zaten aklımdaki bir proje arayışından dolayı, yaşadığım bu olay sonucu projem netleşmişti.

Osmanlı döneminde askıda ekmek yardımını biliriz. Hatta son günlerde bunu deneyen fırınlarımız oldu ve hala da olduğunu düşünüyorum. Aşağıdaki videoda bu muazzam yardımseverliği  en güzel şekilde anlatmaktadır.



İşte yeni projemin kapsamı bu şekildedir. Teknolojinin imkanlarını kullanarak askıda ekmek yardım sistemini herkese ulaşması için bir projeye başlıyorum.

Askıda ekmek yardımlaşması gibi bir yardımlaşma yapmayı sağlayacak yeni bir proje ile insanların daha fazla bu kişilere yardımda bulunabilmesini sağlamak üzere bir sonraki yazımda görüşmek üzere diyorum.

Sevgiler saygılar.

Gerçek değerli olan şey: Motivasyon


Mezun olur olmaz, yıllar önce İzmir'e dönüp kendi ofisimi açtığımda sadece bir masam ve sandalyem vardı. Doğrudan güneş gören klimasız sıcak bir ofiste  terler içerisinde sabahtan akşama kadar kod yazabiliyordum. Klimam, harici monitörlerim olmayan çalışmam için ideal olmayan bir ortamda idim. 

İlk dönemde yaptığım çalışmalardan bir miktar ücret kazanmaya başladığımda zamanla klima ve çalışmak için daha ideal ofis gereçleri almıştım. Ama bu oluncaya kadar ciddi anlamda zor şartlarda çalışmıştım. Ve bir an olsun şikayet etmemiştim bile.

Ancak amacım sadece para kazanmak değildi ve marka olmak adına da çok iyi ilerleyemiyordum. İşlerimden istediğim dönüşü alamadığımı gördüğümde  yapılacak şey netti.  Bir işe girmeye karar vermiştim ve kliması olan güzel bilgisayar ve monitörler ile çalışma şansı sunan o işlerde kendi ofisimde bahsettiğim zorluklara rağmen yapabildiğim işi yapamamıştım hiçbirisinde. Koltuk daha rahat, bilgisayarlar daha güçlü ama çalışmak ve motive olmak daha zordu. 

Çünkü üretmiyorduk. Varolan bir kötü kodlanmış yazılımın ayakta kalması için bir nevi bebek bakıcısı gibi yanında durmak idi yaptığımız. Düzgün beslenip büyütülmemiş bir çocuğun sürekli desteğe ihtiyaç duyması gibi bir durumda kalan yazılımların müşteriyi memnun etmesi için yanında durmaktı yaptığımız. Nasıl bu şartlarda mutlu olabilirsin ki?

EARGE için çalıştığım dönemde, bilgisayarım başında kod yazarken, karşımdaki yazılımın biliyordum ki arkasında sürekli koşmam gerekmeyecekti. EARGE olarak sadece iş için kod yazmak bir yana üretmek için de yazmakta idim. Kazandığım ücretler küçük de olsa bir miktar kazancı, kendi minik bütçelendirmelerim ile finanse etmeye çalışmakta idim. Birçok işten değerinin çok çok altında iş yapmakla birlikte oradan gelen küçük katkılar ile zamanında planladığım şehrinden.com, pikazon.com veya fishermanager gibi projelere finansman olabilme ihtimali idi motivasyon kaynağı. Çünkü böyle bir yolculukta, sadece hayatta kalmak için para kazanmak değildi yaptığım. Birşeyleri değiştirmek, yazılım üretmek ve bir "Türk Yazılım Markası" olmak gibi bir hayalin gerçekleşmesi için ilerlemekti esas motivasyon kaynağı.

Ancak şimdi , uzun süredir olduğu gibi halen ay sonu hesabıma yatacak garanti bir maaş için çalışmaktayım. Bu da güzel birşey elbette, hele hele iyi bir kurumda değer görerek çalışmak bambaşka bir duygu. Ancak kabul etmeliyim ki, her ne olursa olsun o cahil cesareti ile çıktığım şirket kurma serüvenim ve o dönemde yazdığım kodlama motivasyonumu asla ama asla bulamıyorum ve bulamayacağım da.

Şİmdi yeni bir motivasyon kaynağım olması gerekiyor. Çünkü bu şartlarda hayatımı herhangi bir işte çalışarak devam ettirmem imkansız. Bu nedenle insanların fayda görebileceği insani yönleri olan projeler hedefliyorum.

Yeniden motivasyon kazanmam için, bir proje fikrim var artık :) Ama bunu bir sonraki yazımda paylaşıyor olmak üzere sevgiler selamlar...

 

Bir yemek sepeti başarı hikayesi daha neden olmasın ki


Merhaba sevgili okurlarım,

Eskiden beri yemek sepeti projesini takip ederim. Nevzat Aydın bey gerçekten büyük bir girişimci ve ayrı bir saygı duyuyorum kendilerine. Yıllar içerisinde zirveyi yakalayan markalaşmış projemiz olması nedeni ile daima gurur duydum.
Gurur duymak bir yana, işimiz teknoloji olduğu için de haliyle işin yazılımsal boyutunu da düşünmeden edemiyor insan. Çok karmaşık kurguları olan iş uygulamaları kodlanmasına rağmen birçoğu yemek sepeti projesinin kazancının yakınından bile geçememektedir. Doğal olarak da böyle yazılımsal boyutu çok karmaşık olmayan bir işi hemen yapıp bizde zengin olalım fikri olan insanlar çoğalmasına sebep olmuştu bu durum.

Bu işin kolay olduğunu zannedip pazara giren birçok şirket hüsrana uğradı. Hiçbirisi istediği gibi bir kazanç elde edemedi hatta zarar ettikleri için de işi kapatmak zorunda kaldılar. Açıkçası eskiden o kişilere anlam veremezdim bu kadar güçlü bir rakip karşısına neden çıkarlar diye. Haklı çıktım, böyle bir rakip karşısına bu işi yapmak için çıkılmamalı idi.

Ancak bu fikrim net bir şekilde 180 derece değişmiştir. Büyük girişimci Nevzat Aydın bey tabi ki kararına saygı duysam da maalesef doğru bulmadığım yemek sepetini satma kararını uyguladı. Bunca yıllık projemiz artık başkalarının olmuştu. Başarı mı dersek, elbette büyük başarı kabul ediyorum. Ama öyle üzülmüştüm ki, ülkemize ait diye gurur duyduğum nadide projemiz de artık başkalarının idi.

 İşte o andan itibaren bu projeyi yapmaya karar vermiştim ve şuana kadar toplamda 14 aydır bu proje üzerine çalışmalar yapmaktayım. Geldiğim noktada ise en önemli fark şu. Tüm adımları kurguları netleşmiş durumda. Reklam pazarlama yöntemleri bütçelendirme oranları hepsi hazır. Peki ne eksik derseniz :) tabi ki sermaye eksik. Sermayem olmadığı için bu işi birlikte yapabileceğim arkadaşlara ve yatırımcılara ihtiyacım olacak.

İşte çok yakında detayları sizlerle paylaşmak üzere, şimdilik bu kadar tiyo ile yazıma son veriyorum.

Kolay olmayacak bir proje ancak denemeye değer mi, kesinlikle ;)

Eğitimin verilen önemin lafta kalmadığı şirket : Hugo Boss


Herkese merhabalar,

Bu haftasonu benim için çok farklı geçiyor, çünkü etkileyici bir durum yaşadım ve hala etkisindeyim.  

Geçen hafta çok yoğun bir iş sürecim vardı. Yazılım geliştirme yöntemi olarak, scrum ile geliştirme yapmaktayız ve sprint bitişine de sadece 2 gün kalmış durumda. Sabah ofise gidiyorum bir bakıyorum ki eğitim planlanmış, bilgisayarım uyarı veriyor.

Şaşkınlıkla bir hata sanıyorum, bir sürü işlerim var hemen iptal etmeliyiz diye düşünmeye başlıyorum ve eminim kendimden. Yöneticim ile görüşüyorum, diyorum ki bu eğitimi ne yapacağız çok yoğunum işlerim var mümkün değil ekstra vakit yok. Cevap çok kısa ve net. İşleri haftaya ertele,  eğitim önceliğimizdir!

Bi duruyorum, nasıl yani ama önemli işler var bitirmem gereken. Ardı arkasına 2 tam gün eğitim bu işlerin hiçbirine dokunmamak anlamına gelir. Yine çok net bir ifade, evet biliyorum, eğitim daha önemli ! Ve donup kalan ben. Alışmışım önce iş gelir şeklinde yaşamayı, zamanında yeri gelir doktora gitmeyi ertelemek durumunda kaldığım da olurdu. Eğitimime bu kadar değer veren bir kurumda çalışmak ne büyük bir lütuf.

Yıllardır kendi ofisime bu kadar yakın böyle bir kurum hatta kurumdan öte böyle müstesna bir aile var iken,  kendi mütevazi ofisimde teknoloji üretme mücadelem gerçekten masum ve büyük bir cesaret biliyorum ancak bazen birşeyleri uzaklarda aramamak gerektiğini de görmenin küçük bir üzüntüsünü de yaşamıyorum diyemem. 

Böylesine değer gördüğünde insan, gerçekten başkalaşıyor, omuzlarındaki yük sahip olduğu sorumluluk duygusu gerçekten artıyor. Tabi aldığımız eğitimin ne kadar kaliteli olduğundan, eğitime gittiğimde iyiki gelmişim diye düşünüp durmaktan kendimi bir türlü alamadığımı hiç anlatmıyorum bile. Bizler için İstanbul'dan alanında en iyi uzmanları getiren, kendi işleri varken eğitim için kendi işlerini haftaya erteleyecek kadar bana değer verip eğitime önem veren bir aile için, ben çalışırım. Hem de öyle çalışırım ki, yıllardır kendi işimi nasıl sahiplendim ise öyle çalışırım. Mesai kaldığımda IT ofisimizin boşa yanan ışıklarını kapatacak kadar sahiplenirim. 

İşte bu da böyle bir yazı oldu, yazmasam eksik kalırdı, varsa birkaç okuyanım saygılar sevgiler :) 

EARGE ve marka olmak

Merhaba güzide okurlarım :)

Ben uzun yıllardır bir başıma EARGE isimli marka tescilime yakışan projeler yapmak için mücadele ediyorum.Üniversite yıllarımdan itibaren freelance olarak aldığım projelerde düşük bütçeli işleri bile bir marka bilinci ile yapıp teslim etmekle başladı serüven. O kadar motive ve keyifli bir yoldu ki bu yol kaç yıl geçmiş inanın sanki dün gibi öylesine hızlı geçip gitmiş ve 30 yaşıma beni ulaştırmış.  

Ancak gelin görün ki önceki yazılarımdan da anlayacağınız üzere maalesef hatalı  kararlar içinde olduğumu sanırım geç anladım. Şuan hatalarımdan çıkardığım ders sayesinde doğruyu sanırım artık biliyorum. Ama tabi artık bir özgüven kaybı yaşadığımı da kabul etmeliyim.

EARGE ismi, E ve ARGE  şeklinde oluşuyor. Burada E elektronik yani E-Mail E-Ticaret gibi işlerin önündeki E olarak yer alır. ARGE  de araştırma ve geliştirme şeklindedir. İsmin çok anlamlı olduğunu ve tam da hayalimi anlattığını biliyorum ve ismi çok seviyorum. Ancak başarı için ismin büyük bir etken olmadığını görmek ise işin en acı tarafı. Çünkü ben bu ismi bulup alan adını kayıt ettiğim geceyi hala dün gibi hatırlarım. Gece 4'e kadar uyuyamamıştım mutluluktan ne gündü bir bilseniz. Ve üniversitede kıt kanaat bütçem ile para biriktirip marka tescili yaptırmıştım. İzmirde ofis açtığımda da ilk iş o marka tescilini duvarıma asmak olmuştu.

Hayalim, bu isim ile sektörel bir yazılımda marka olmayı ve dünya çapında ülkemizin gurur duyduğu bir yazılım şirketi olmak idi. Bu hedefi biraz erken yaşta yola çıkıp denediğim için elbette bana birçok deneyim kazandırdı. Ama her deneyimin sonucunda da maalesef bir zaman ve emek kaybettim. 

Bu ismin tescili halen bende ve belki birgün kullanmak için başvuran iyi yazılımı olduğuna inanan kişiler varsa mutlaka benimle iletişime geçebilirsiniz.

Scrum Notlarım


Scrum yapısını bireysel anlamda araştırıp öğrenmiş olsam da çok ayrıntılı şekilde uygulayacağım bir kurum fırsatım olmadı. 

Daha ayrıntlılı öğrenmek adına notlar almak için burayı seçtim. Hızlıca doğrudan paylaştım, düzenlediğimde daha iyi bir içerik olacak.

En kısa özeti ile yapıyı özetlemeye çalışacağım.

Product Owner:

Bir yazılımın ihtiyaçlarını belirler ve bu noktada işleri listeler. Bu listeler bu teknik içerisinde "Product Baclog" olarak geçmektedir. Bu backlog bilgileri ürünün ihtiyaçlarını belirler ve dinamik bir listedir. Bu listede silme ve ihtiyaca göre yeni eklemeler yapılabilmektedir. Product Owner en etkili roldür, çünkü ekibin tüm çalışması bu kişinin ürün analizlerine göre şekillenir.

En önemli 2 işi var diye düşünüyorum.

- Ürünün ihtiyaçlarına göre işleri listeler.
- Takımın en etkili çalışabileceği şekilde işleri sıralar.


Scrum Master:

En üst yönetici gibi bir görünümü olsa da, aslında hizmetkar yöneticidir. Bu yönetici emir ve direktif vermek yerine sistemin scrum kuralları doğrultusunda çalışmasını sürmesini sağlar sadece. Ekibin ihtiyaçlarına yanıt verir. Ekibin daha verimli çalışması için aralarında koordinasyon sağlayan kişidir.


Product owner için teknikleri geliştirir, daha doğru bir liste oluşması noktasında metotlar geliştirir. Benim yorumum bu kişi innovatif yönetim teknikeri denebilir gibi geldi. Yani herkesin üstü gibi ama aslında herkesin daha iyi çalışmasını temin ediyor. 

Ekip için ise, sprintlerin yönetimini izler ve daha iyi bir sonuç için ekibe bilgi ve ortam sağlar. Koçluk eder ve scrum sisteminin tam olarak uyulduğu bir yöntem sağlar.

Yazılım Takımı

Ekip self-managed bir ekiptir. Belirli bir kişi veya üst kurul yönetmez. Ekip kendisi içerisinde herkesin en faydalı olduğu noktada çalışmasını sağlayan bir yapıda gelişir. Herkes en faydalı olduğun noktada yer alır ve sprint içerisinde en iyi işi çıkarmaya çalışır.


Sprint

Sprint bir hedef iş listesidir. Bu işlerin sırası ve önemi product owner tarafından scrum master gözetiminde gerçekleşir ve splint hedefleri belirlenir. Ekip bu splint doğrultusunda çalışarak bazı enstrümanlara sahiptir. 

Bunlardan bazıları, planlama, günlük scrum, geliştirme ve değerlendirme şeklindedir.

Splint sanki bir proje gibi belirli hedefleri olan iş listeleridir. Bu hedefler doğrultusunda splint işleme alınır.

Einstein'ın "bir problemi çözebilmek için yeterince küçük parçalara böl ama fazla değil şeklinde" bir sözü vardır. Tam böyle değilse de buna benzer bir manası var. Burada o amaçlanıyor bence. Yani bir projeyi küçük daha alt projelere bölüyoruz ve alt projeler tamamlandığında üst büyük proje de tamamlanmış oluyor.


Splint iptal edilebilir bir olgudur ve bu yetki sadece ve sadece product owner a aittir. Ancak takım ve scrum master splint iptali gerektiğini düşündüğünde bu konuda product owner a bilgi verebilir ve product owner bu bilgi doğrultusunda iptal kararı alma veya almama hakkına sahip olur.

Daily Scrum

Bu işlem ekibin bir sonraki 24 saatini netleştirmeyi hedefleyen bir görüşmedir. 15 dk süren bir toplantıdır. 

Sprint Review

Bir sprint sonunda herkesin katıldığı ve product owner tarafından biten işlerin belirlendiği bir listedir. Biten işlerin durumu herşeyin nasıl gittiği bu toplantıda belirlenir. Splint içindeki her detay netleştirilir ve herkes kendi tespitlerini paylaşır.


Sprint Retrospektifi
 
Sprint review sonrası, bir sonraki sprinte geçiş öncesinde sprint için bir önceki notlar ve öğretiler uygulamaya alınmaya çalışılır. Yani neyi doğru neyi yanlış yaptık notları değerlendirilerek bir sonraki sprint için düzenlemelere karar verilir. Sprint planı öncesi tüm sonraki süreç değerlendirilir. Scrum master bu noktada ekibi cesaretlendirir ve koordinasyon sağlar. 

Ayrıca bu adımın bence en önemli gördüğüm bir adımı da şudur, her ekip üyesi her işin bitti noktasındaki "BİTTİ" tanımını net olarak anlamaktadır. Yani kendi alanı dışında bile olsa tüm işlerin bitti denildiğinde nasıl bir kapsamdan söz edildiği söylenmektedir. Yani benim de şahsen yaşadığım en büyük sorun genelde bu idi. Yani ekipte diğer kişiler kendi alanı dışındaki konuları bilmemesi bir nebze faydlaı gibi görünür. Ancak bunun sonucu kişinin diğer modülleri ve alanları düşünmeden kendi verilen işini yapıp kenara çekillmesi ile sonuçlanır. Bu noktada da tabi birbiri ile uyumsuz çalışan modüller olur.


Events

Scrum da en sevdiğim şey diyebilirim. Normalde toplantı kavramı vardır ve bu kavram herkesin uzun uzun herşeyi konuştuğu ama aslında birşey konuşmadığı noktaya kadar uzayan şeyler haline gelebilir. Bu noktada da en önemli kelimeyi unutmamışlar. "Time Boxed" yani zaman sınırlı bir görüşme öğesidir. Bu zaman sınırını aşmadan süreç izlenir, işler ile ilgili özet ve sonuç odaklı görüşmeler sağlanmaktadır.


Aşağıdaki linkten en ayrıntılı halini görebilirsiniz.



Garip bir teşhis: proje zehirlenmesi

Merhaba sayın üçbeş okuyan nadide okurlarım. Az olan daha değerlidir derler ya, az olduğunuz için çok kıymetlisiniz. Tabi çok olsanız da değerli olurdunuz ben o konuda adil biriyim. Ancak yine de ne bileyim az olunca bizbize gibi oluyor daha değerli tabi. Ve yine hiçbir yerde göremeyeceğiz değişik bir tespit ile karşınızdayım.

Proje zehirlenmesi nedir ?

Proje zehirlenmesi diye birşey var bence. Tanımlamak gerekirse, özellikle bizim kuşak ve bizden biraz önceki kuşakta bulunma olasılığı yüksek bir rahatsızlık. Semptomları şu şekildedir, kişi öyle bir ruh halindedir ki bütün hayali tek bir proje veya birkaç proje olacak şekilde bütün planlarını yapması ve nasılsa ileride o projelerden biri sayesinde ciddi bir başarı elde edeceğini düşündüğü için hiç de makul ve mantıklı olmayan riskleri kolayca alabilecek suni bir cesaret ruh halidir.

Bir kişi bu zehirlenme halinde ise, genelde pozitiftir ancak dışarıdan baktığınız, aslında içinde bulunduğu durumun hiç de iç açıcı olmadığı gün gibi ortadadır. Yani neden böyle düşündüğünü anlamaya çalıştığınızda bir sebep göremezsiniz, çünkü kafasında o "birgün ulaşacağı muazzam başarı" 'nın kesinlikle olacağını varsaydığı için, içinde bulunduğu tüm olağanüstü sorunları ve kayıpları gözardı ederek önündeki uçurumu görmüyordur.

Proje zehirlenmesi ile ilgili kişisel deneyimlerim

Bu zehirlenmeyi neden iyi biliyorum derseniz, kişi kendinden bilir işi diye bir tabir vardır. Benimde uzun bir dönem içinde olduğum bir durumdu bu ve ancak kurtultuktan sonra farkına varabildim. "bir dakika ya neden hala bu başarı gelmedi" diye afalladığınızda, jeton düşüyor.

Kendimden örnek vermek gerekirse, üniversite yıllarımda başladığım freelance projeler bir özgüven verip etrafta duyduğum milyonluk şirket olan bir sürü girişim haberi sonrası, sanki çok kolaymış gibi gelen o başarıya ulaşma güdüsü gelişiyor. Bu nedenle de özgüven gösterip, üç kuruşa yazdığım intranet sonrası İstanbul'da ofis açamamam ve maddi yetersizlik sonucu aileme daha yakın olan bir yere gelip, İstanbul gibi yazılım konusunda en büyük merkezi bırakıp İzmir'e gelebiliyor insan. Geldikten ciddi maaşlara çalışmak yerine, sıkıntıları göğüslerim nasılsa, ben yaparım gazı ile iş kuruyorum ve kıt kanaat iş yapmaya çalışıyorum. Üniversite yıllarımda çok çalıştığım ve kurslara gittiğim için teknik bilgi düzeyim yaşıtlarıma göre iyi olmasına rağmen yaşıtlarımın kazandığı paranın 1/4 ü ile idare ediyorum. Kendi ofisimi açıyorum bir sürü masraf borç ve iş koşturup müşteri problemleri de çekiyorum. Ödemeleri alamıyorum v.s v.s....

Sabrımın hiç taşmadığı anormal şartlarımı biraz daha betimlemeye çalışayım. Kliması olmayan akşama kadar güneş alan bir ofiste tek masa tek sandalye ve hala yenileyemediğim üniversite döneminden elimde kalan yavaş mı yavaş laptop ile outsource iş yapıyor ve hergün sabah vaktinde kalkıp genelde gece yarılarına kadar normal bütçesinin yarısı hatta 1/4 üne alabildiğim işleri yapıyorum. Nasıl yorgun nasıl bitap, ama bir gram şikayet yok ve mutluyum. Kesinlikle normal bir durum değil ve üniversite bitirmiş birisi olarak artık belli maddi güç hedeflemek varken, o proje zehirlenmesi yüzünden tutkuların peşinden koştuğumu sanıyor ve aslında ömrümden çalıyorum. 

Sonuç olarak çok samimi söylüyorum ki asla zerre pişman değilim, çünkü sıradan bir yol sıradan deneyimler kazandırırdı ve şuan eğer bakış açımdan memnun isem sebebi bu yolu seçmemden dolayıdır. Proje ölçeklemesi yapabilmem ve her türde insanı anlayabilmemi bu şekilde bir yolu seçmeye borçluyum. Aslında seçtiğim yolda problem yok, tek sorun proje zehirlenmesi dediğim konudan dolayı. Yani bunun yerine çok daha ürün bazlı odaklansaydım, eminim şuan belirli bir sektörde iyi bir yazılım tutundurmuş olurdum.

Proje zehirlenmesinden nasıl kurtulabiliriz?

Proje zehirlenmesi dediğimiz şey bence böyle birşey. Girişimci olmalıyız karşı değilim ama çok ince bir çizgi var. Eğer o denge doğru değilse gerçekten kayıplar büyük oluyor. Ben halen etrafımda kendimi gördüğüm sayısı az olmayan insanları nacizane üslubu ile ikaz etmeye çalışıyorum.

Kurtulmanın tek yolu, iç sesinizi ve ego duygunuzu kenara bırakıp gerçekten mantık dahilinde değerlendirmeniz gerekiyor. Yani olacak ya inanıyorum filan gibi cümleler kurmak zorunda kalıyorsanız çok geç kalmış olabilirsiniz. Öyle bir cümle geçerli değildir. Bu proje olacak çünkü diye başlayıp gerçekçi onlarca cümle kurabilmeniz gerekiyor. Satış noktasında nasılsa alırlar süper birşey gibi sahte tespitler yerine, sektör analizi yapıp potansiyel müşteri adetini belirlemek ve ciddi anlamda satış gücü belirlenmelidir. Sonuçta kimse sizin hayaliniz veya çok istiyorsunuz diye o işe ödeme yapmaz, gerçekten işe yaramalısınız. Siz olacak deyince olacak bişey değil. Olmayacak birşey ise o ne yaparsanız yapın olmayacak. Tek fark siz yıllarınızı harcayıp anlayacaksınız....

Etrafımda bu önerileri aktardığım zehirenmiş bu kişiler sayesinde birşeyi daha anlıyorum ki, bu dibi görme sarsıntısı kaçınılmaz, çünkü karşısındaki insanı anlamaya ve dinlemeye karşı kapalı olmaya sebep olan bu zehirlenmenin geçmesi maalesef herkes için dibi görmek ile mümkün sanırım.

Yaklaşık 2-3 yıldır mücade etsem de henüz dibi görmeden beni anlayıp haklı göreni olmadı, ama umarım birgün olur ve burada bir yazı olarak onun hikayesini kaleme alabilirim..

Teşekkürler saygılar...

Cem Yılmaz'ın dediği gibi "7 liradan günde 100 kişi gelse..." hesabı yaptıran oto yıkama fiyatı


Merhabalar sevgili varsa okumaya vakit ayıran güzide okurlarım.

Dün sabah yolda aracımla yol alırken, direksiyon kısmında bir sorun hissi oluştu. Kontrol etmek istedim. Tabi bir petrol ofisine girdim ve kontrollerimi yaptım bir sorun yoktu. Yakın zamanda bir bakımdan çıkmıştı aracım giderilen bir arıza yeniden nüks etti sanmıştım. Sorun yoktu yoluma devam edebilirdim.

Ama tam arabaya binicem şöyle bir baktım toz toprak her yeri arabamın, üzüldüm, beni dedim hergün getirip götüyor şu garibimin haline bak dili de yok söyleyemiyor diye içimden geçirdim :) .

Çalıştığım şirketin yakınında otopark yok dışarı bırakıyorum aracımı ve etrafta da devam eden plaza çalışmaları var. Haliye plazayı sanki bizim arabalarımızın üstüne yapmışlarcasına toz oluşuyor. Arada da yağmur çilediğinde güzel bir ahenk ile çamur yeni bir tasarım oluşturuyor aracımda. İlginç tarafı dün benzin istasyonunda durunca bu durumun ilk defa bana garip gelmesi. Yani alışmışım resmen o stil ve desene. Kabullenmişim yani, hani ruhsata işletsem olacak, araba açık mavi normalde ama kahverengi diye işletsem hiç de garip kalmayacak o derece. Herşey yıkatma kararı ile başladı.

Yakıtım vardı ücreti ile yıkatmak istedim. Normalde otomat oluyor 1 TL veya 2TL atıp yıkatırdım bir zamanlar. O gökdelenler yapılmaya başlanınca yıkama manasını kaybettiğinden beri bıraktım yıkamayı. Gittim yıkama bölümüne bir görevli geldi. Sordum ne kadar ücret diye, beklentim tabi 1 TL, 2TL gibi bişey tam olarak 10TL dedi( yazıyla on türk lirası ). Sadece dış yıkama hemde yazı ile tekrar ediyorum ON TÜRK LİRASI. 30 liralık yakıt alan birisi için bunu oranlayın. Aracım da az yakan bir araba 1.3 multijet dizeldir. Şok halde çıktım ama kararlıydım, ilerideki benziliğe girecektim.


Bir sonrakine gittim tabi diğerine kızgın, baktım yıkama bölümü süper hazır kimse de yok. Oh dedim sıra da yok ne güzel bekledim, sonra birisi geldi abi çalışmıyor dedi arızalı. Kararlıydım teşekkür ettim çıktım bir sonrakine geçeyim dedim. Maksimum rakam 2 hadi 3 TL kafamdaki.

Bir sonrakine gittim sıra var 1 araç, geç kalmak istemiyorum tabi ama o kadar geldim dışından bir su tutayım dedim, 12 TL dedi. Evet yazıyla dış yıkama su tutup tozu almak işi ON İKİ TÜRK LİRASI dediler.

Gerçekten bu nasıl birşey, eskiden ücretsizdi yakıt almadan dahi yıkamamıza izin verilirdi. Kapitalizm inanılmaz bir boyuta ulaşmış sanırım.

Oradan da kahverengi kendine has tasarımını koruyan aracım ile yola koyuldum ve yolda düşündüğüm tek şey şu.

"Kişi başı 12 TL günde 100 kişi gelse.... iyi iyi valla iyi" cümleleri...


Proje yönetiminde başarılı olmak için dikkat edilmesi gereken konular


Selamlar yazılarımı okumaya değer bulan sevgili okurlarım.  Yazılım uzmanı olarak başladığım kariyerim, proje yöneticiliği ile devam etmekte ve hergün yeni şeyler öğrenmekteyim.

Her projede tekrar eden ana sorunu sizlere açıklıyorum. "Ne kodlayacağız konusunda herkesin farklı bir kanıda olmasına rağmen toplantının sonuçlanıp projeye başlanması" diyebilirim. Herşey netmiş hissi ile birbirinden çok kutup noktalarda düşünceler ile toplantı masasından kalkan insan yığını nedeniyle o isteneni yakalamakta hep zorlanıyoruz.

Bunun sebebine gelirsek müşteri taraflı ve proje ekibi taraflı olmak üzere 2 merkezi var;

Proje ekibi kaynaklı sorunlar:

- Yanlış Sorular

Doğru sorular çok önemlidir. Müşteriye sormanız gerken kritik soruları iyi bilirseniz bu durumda ancak gerçekten iyi bir iş çıkarabiliriz. Bir nevi o polisiye filmlerdeki sorgu sahnelerindeki gibi müşteri sorgulanmalıdır. Bazı istekleri gereksiz ise karşı çıkılmalı tartışılmalıdır. Ancak hatalı sorular ile tamam tamam denerek notlar alındığ için proje anlaşılmakta zorlanılmaktadır.

- Eski Deneyimlerden Dolayı Hatalı Şablon Takıntısı

Eski deneyimlerden dolayı o anki projeyi de bir şablona uydurma güdüsü istemdışı bir tavırdır. Bu tavır nedeniyle proje maalesef kendine uygun olmayan bir formata bürünür ve bu büyük bir felaketin en önemli kıvılcımıdır. Eğer bir projeyi hatalı bir şablonla başladıysa bir ekip, sonuçta çıkan şey kesinlikle müşteriye çözüm için yeterli gelmeyecektir.

- Gerçekten bilgi sahibi olması gereken kişilerin bilgi eksikliği

Projeyi asıl anlaması gerkene kişilerden ziyade, daha üst düzey yönetimsel noktadaki kişilerin toplantıları yapması ve edindiği bilgileri aktarırken değişime uğraması sonucu yaşanan zorluklar büyük bir sorun olarak ileride kaşımıza çıkıyor. Mesela parametrik olması gereken şey statik yapıldığ için kilitler oluşabiliyor. Veya statik olması yeterli bir iş parametrik olsun diye boşa ekip yoruluyor ve bu özellik hiçbir şekilde kullanılmıyor. Ciddi gecikmelerin temelinde bu vardır.

- Daha kolay metotları gözardı etme riski

Teknik anlamda yetersizlik nedeni ile müşteriye sunulabilecek daha kolay seçeneklerin bilinmemesi ve bilinen metotlardan yol alıp zor yoldan çözüm çabası göstermek de büyük sorun. Bulut sistemler mesela artık çoğu projede tercih edilmekte. Veya daha basite indirgersek e-ticaret projesi isteyen bir müşteri özel çözüme ihtiyaç duymuyor ise ona özel bir eticaret sitesi yazmak yersiz olacaktır.


Müşteri kaynaklı sorunlar:

- Müşterinin çok iyi bildiğini sanma duygusu


Genelde bu kişiler ya şirket sahibi yada o şirkette uzun yıllar deneyimli kişiler olmaktadır. Kendi sektörlerinde kendilerini ispatlamışlardır ve maalesef yazılımı da en iyi kendileri tasarlayabilir sanarlar. Analist e bırakılacak konuları kendileri böyle istiyorum şeklinde net cümleler ile anlatırlar. Müşteriyi kaçırmak istemeyen kişi de herşeye hatalı da olsa evet demek zorunda kalır. Sonuçta iş alınır projeye başlanılır ama binlerce hatalı istek onaylanmış şekilde yola çıkılmış olur. Başarı imkansızdır, büyük geçmiş olsun.

- Yakın bir rakibi örnekleme güdüsü

Kendi sektöründe yakın bir rakibinin kullandığı metodu en doğrusu sanıp benzerini bazen de birebir aynısı istemede diretmesi de söz konusu olur. Anlatırsınız, bu şekilde istersenizi yaparız elbette ancak sizin için bizim önerdiğimiz yöntem daha iyi sonuç üretecektir dersiniz ama maalesef. Evet diyor gibi yapar size ama sonuçta yine kendi kafasına taktığı rakibin yaptığını ister. Çünkü korkar, o yaptıysa doğrudur der aynısını uygulayıp gece rahat uyumak ister. Proje bu sayede karşımızda firmaya değil o rakip firma için yapılırcasına başlar. Başarı şansı var ama eğer firmalar gerçekten birbirine uymuyorsa sonuç felakettir.

- Bütçe takıntısı

Bazı şirketler en iyi çözümü istemek yerine nasıl bu işi ucuza mal ederim diye bakar. Halbuki yazılım tasarruf edilecek birşey değildir ki. Bir projeyi 1 ayda teslim etmek de mümkün 3-6 ay arasında da. Aradaki fark sonradan gelecek değişiklikleri daha hızlı adapte olan bir yazılım. Eğer ekibi zaman sıkışıklığı içinde boğarsanız kaliteli kod yazmak ikinci plana atılır. Kalitesiz yazılan kod ise bugün için kar gözükse de uzun vadede büyük külfet getirir. Müşteri teknik tarafı bilmez maliyeti düşürmek için pazarlık yapar, pazarlık sonucu istediği rakamı da alınca mutlu olur ancak o mutluluğun anlamsızlığını anlamaz. İşi kaçırmak istemeyen analist veya pazarama uzmanı da onay verir imzalar atılır. Vah ki ne vah, yazık o ekibe hemde çok yazık. Asla beğenmedikleri şekilde kodu yazıp bir an önce projeyi bitirmeleri gerekecek.


Yukarıdaki sorunlar gördüğüm en büyük temel sorunlar arasında yer alıyor. Detaylandırsam bu maddeleri ciddi adette arttırabilirim. Bu sorunların sonucu da birbirini anlamadan çalışan insanlar yığını oluyor. Bu yığın birlikte çalışıyor ancak herkes farklı beklentiler ile proje sürecini devam ettiriyor.

Bu yazıdaki sorunlar nedeniyle işte aşağıdaki karikatür hayatımızın önemli bir bölümünde büyük bir gerçeği yansıtlmaktadır :)



İşte bunca kafası çalışan insanlar ile bir ekibi yönetmemize ve müşterilerimizi gerçekten sevmemize rağmen, sonrasında müşterilerimizi memnun etmekteki büyük zorluğun en iyi açıklaması.

Saygılar sevgiler efendim. Okuduğunuz için teşekkür ederim.


En iyi dinlenme yolu: Tutkularınız için çalışmak


Merhaba varsa üçbeş beni okuyan okurlarım.  Yeni bir yazı daha esti..

Hafta boyu çalıştım normal olarak çok yorgundum cuma eve dönerken. Bitmiş şekilde döndüm ve sanki 1 ay tatile yapmam gerekiyor hissiyatım bu. Dün o halde gelip uyumaya bile üşenecek kadar yorgun biri olarak uyudum, hatta sızdım denebilir.

Ters giden birşey vardı, sabah olmuştu, 7:30 alarm çalar çalmaz uyandım yatağımdan fırladım duş aldım kahvaltımı yaptım, 8 gibi de kendimi bilgisayarımda kod yazarken buldum.

Bi dakika nasıl yani, iyi de bugün tatildi ya ?

Şuan 1 saat filan geçmiş yeni farkediyorum. Sahi dün yorgun değil miydim o kadar ben, bu saatte kalkıp bu çalışma nedendi?

Neden şuan bilgisayarımda çalışırken zamanın nasıl aktığını anlamadan çalışıyorum hem de dün öylesine yorgun biri iken, şöyle 10-11 e kadar uyumam gerekmez miydi?

Elbette hayır, eğer hayalleri ve tutkuları olan biriyseniz ne demek istediğimi zaten anlamışsınızdır ancak anlamadıysanız sizin için üzgünüm gerçekten.

Toplam 6 kişiyiz ve çok değerli arkadaşlarımdan oluşan bir yazılım ekibimiz var. Kararlaştırğımız projelerimiz var ve ben o projelerimize öylesine bağlıyım ve kıymet vermekteyim ki işte bana bu sabahki durumu yaşatmayı sağlıyor.

Yani hafta sonu tatil olacak diye sevinen nice çalışan gezip eğleneceği için bunu istemekte. Normal insanlar elbette böyle yapar ancak bizim normallerimiz çok farklı artık galiba.

Bizim dinlenmemiz uyumak ile değil, hayallerimizdeki projeleri kodlamakla mümkün oluyor sanırım. Bu yazıyı yazarken bir süreliğine de olsa projemden koptum tabi haliyle, şimdi izin verirseniz dinlenmeye devam etmek istiyorum.

Hafta sonunu uyumakla geçiren beyaz yakalara selam olsun...