Murat Uysal

girişimci / matematik mühendisi / yazılım uzmanı / hislerim ve deneyimlerimden yazılar

EARGE ve marka olmak

Merhaba güzide okurlarım :)

Ben uzun yıllardır bir başıma EARGE isimli marka tescilime yakışan projeler yapmak için mücadele ediyorum.Üniversite yıllarımdan itibaren freelance olarak aldığım projelerde düşük bütçeli işleri bile bir marka bilinci ile yapıp teslim etmekle başladı serüven. O kadar motive ve keyifli bir yoldu ki bu yol kaç yıl geçmiş inanın sanki dün gibi öylesine hızlı geçip gitmiş ve 30 yaşıma beni ulaştırmış.  

Ancak gelin görün ki önceki yazılarımdan da anlayacağınız üzere maalesef hatalı  kararlar içinde olduğumu sanırım geç anladım. Şuan hatalarımdan çıkardığım ders sayesinde doğruyu sanırım artık biliyorum. Ama tabi artık bir özgüven kaybı yaşadığımı da kabul etmeliyim.

EARGE ismi, E ve ARGE  şeklinde oluşuyor. Burada E elektronik yani E-Mail E-Ticaret gibi işlerin önündeki E olarak yer alır. ARGE  de araştırma ve geliştirme şeklindedir. İsmin çok anlamlı olduğunu ve tam da hayalimi anlattığını biliyorum ve ismi çok seviyorum. Ancak başarı için ismin büyük bir etken olmadığını görmek ise işin en acı tarafı. Çünkü ben bu ismi bulup alan adını kayıt ettiğim geceyi hala dün gibi hatırlarım. Gece 4'e kadar uyuyamamıştım mutluluktan ne gündü bir bilseniz. Ve üniversitede kıt kanaat bütçem ile para biriktirip marka tescili yaptırmıştım. İzmirde ofis açtığımda da ilk iş o marka tescilini duvarıma asmak olmuştu.

Hayalim, bu isim ile sektörel bir yazılımda marka olmayı ve dünya çapında ülkemizin gurur duyduğu bir yazılım şirketi olmak idi. Bu hedefi biraz erken yaşta yola çıkıp denediğim için elbette bana birçok deneyim kazandırdı. Ama her deneyimin sonucunda da maalesef bir zaman ve emek kaybettim. 

Bu ismin tescili halen bende ve belki birgün kullanmak için başvuran iyi yazılımı olduğuna inanan kişiler varsa mutlaka benimle iletişime geçebilirsiniz.

Scrum Notlarım


Scrum yapısını bireysel anlamda araştırıp öğrenmiş olsam da çok ayrıntılı şekilde uygulayacağım bir kurum fırsatım olmadı. 

Daha ayrıntlılı öğrenmek adına notlar almak için burayı seçtim. Hızlıca doğrudan paylaştım, düzenlediğimde daha iyi bir içerik olacak.

En kısa özeti ile yapıyı özetlemeye çalışacağım.

Product Owner:

Bir yazılımın ihtiyaçlarını belirler ve bu noktada işleri listeler. Bu listeler bu teknik içerisinde "Product Baclog" olarak geçmektedir. Bu backlog bilgileri ürünün ihtiyaçlarını belirler ve dinamik bir listedir. Bu listede silme ve ihtiyaca göre yeni eklemeler yapılabilmektedir. Product Owner en etkili roldür, çünkü ekibin tüm çalışması bu kişinin ürün analizlerine göre şekillenir.

En önemli 2 işi var diye düşünüyorum.

- Ürünün ihtiyaçlarına göre işleri listeler.
- Takımın en etkili çalışabileceği şekilde işleri sıralar.


Scrum Master:

En üst yönetici gibi bir görünümü olsa da, aslında hizmetkar yöneticidir. Bu yönetici emir ve direktif vermek yerine sistemin scrum kuralları doğrultusunda çalışmasını sürmesini sağlar sadece. Ekibin ihtiyaçlarına yanıt verir. Ekibin daha verimli çalışması için aralarında koordinasyon sağlayan kişidir.


Product owner için teknikleri geliştirir, daha doğru bir liste oluşması noktasında metotlar geliştirir. Benim yorumum bu kişi innovatif yönetim teknikeri denebilir gibi geldi. Yani herkesin üstü gibi ama aslında herkesin daha iyi çalışmasını temin ediyor. 

Ekip için ise, sprintlerin yönetimini izler ve daha iyi bir sonuç için ekibe bilgi ve ortam sağlar. Koçluk eder ve scrum sisteminin tam olarak uyulduğu bir yöntem sağlar.

Yazılım Takımı

Ekip self-managed bir ekiptir. Belirli bir kişi veya üst kurul yönetmez. Ekip kendisi içerisinde herkesin en faydalı olduğu noktada çalışmasını sağlayan bir yapıda gelişir. Herkes en faydalı olduğun noktada yer alır ve sprint içerisinde en iyi işi çıkarmaya çalışır.


Sprint

Sprint bir hedef iş listesidir. Bu işlerin sırası ve önemi product owner tarafından scrum master gözetiminde gerçekleşir ve splint hedefleri belirlenir. Ekip bu splint doğrultusunda çalışarak bazı enstrümanlara sahiptir. 

Bunlardan bazıları, planlama, günlük scrum, geliştirme ve değerlendirme şeklindedir.

Splint sanki bir proje gibi belirli hedefleri olan iş listeleridir. Bu hedefler doğrultusunda splint işleme alınır.

Einstein'ın "bir problemi çözebilmek için yeterince küçük parçalara böl ama fazla değil şeklinde" bir sözü vardır. Tam böyle değilse de buna benzer bir manası var. Burada o amaçlanıyor bence. Yani bir projeyi küçük daha alt projelere bölüyoruz ve alt projeler tamamlandığında üst büyük proje de tamamlanmış oluyor.


Splint iptal edilebilir bir olgudur ve bu yetki sadece ve sadece product owner a aittir. Ancak takım ve scrum master splint iptali gerektiğini düşündüğünde bu konuda product owner a bilgi verebilir ve product owner bu bilgi doğrultusunda iptal kararı alma veya almama hakkına sahip olur.

Daily Scrum

Bu işlem ekibin bir sonraki 24 saatini netleştirmeyi hedefleyen bir görüşmedir. 15 dk süren bir toplantıdır. 

Sprint Review

Bir sprint sonunda herkesin katıldığı ve product owner tarafından biten işlerin belirlendiği bir listedir. Biten işlerin durumu herşeyin nasıl gittiği bu toplantıda belirlenir. Splint içindeki her detay netleştirilir ve herkes kendi tespitlerini paylaşır.


Sprint Retrospektifi
 
Sprint review sonrası, bir sonraki sprinte geçiş öncesinde sprint için bir önceki notlar ve öğretiler uygulamaya alınmaya çalışılır. Yani neyi doğru neyi yanlış yaptık notları değerlendirilerek bir sonraki sprint için düzenlemelere karar verilir. Sprint planı öncesi tüm sonraki süreç değerlendirilir. Scrum master bu noktada ekibi cesaretlendirir ve koordinasyon sağlar. 

Ayrıca bu adımın bence en önemli gördüğüm bir adımı da şudur, her ekip üyesi her işin bitti noktasındaki "BİTTİ" tanımını net olarak anlamaktadır. Yani kendi alanı dışında bile olsa tüm işlerin bitti denildiğinde nasıl bir kapsamdan söz edildiği söylenmektedir. Yani benim de şahsen yaşadığım en büyük sorun genelde bu idi. Yani ekipte diğer kişiler kendi alanı dışındaki konuları bilmemesi bir nebze faydlaı gibi görünür. Ancak bunun sonucu kişinin diğer modülleri ve alanları düşünmeden kendi verilen işini yapıp kenara çekillmesi ile sonuçlanır. Bu noktada da tabi birbiri ile uyumsuz çalışan modüller olur.


Events

Scrum da en sevdiğim şey diyebilirim. Normalde toplantı kavramı vardır ve bu kavram herkesin uzun uzun herşeyi konuştuğu ama aslında birşey konuşmadığı noktaya kadar uzayan şeyler haline gelebilir. Bu noktada da en önemli kelimeyi unutmamışlar. "Time Boxed" yani zaman sınırlı bir görüşme öğesidir. Bu zaman sınırını aşmadan süreç izlenir, işler ile ilgili özet ve sonuç odaklı görüşmeler sağlanmaktadır.


Aşağıdaki linkten en ayrıntılı halini görebilirsiniz.



Garip bir teşhis: proje zehirlenmesi

Merhaba sayın üçbeş okuyan nadide okurlarım. Az olan daha değerlidir derler ya, az olduğunuz için çok kıymetlisiniz. Tabi çok olsanız da değerli olurdunuz ben o konuda adil biriyim. Ancak yine de ne bileyim az olunca bizbize gibi oluyor daha değerli tabi. Ve yine hiçbir yerde göremeyeceğiz değişik bir tespit ile karşınızdayım.

Proje zehirlenmesi nedir ?

Proje zehirlenmesi diye birşey var bence. Tanımlamak gerekirse, özellikle bizim kuşak ve bizden biraz önceki kuşakta bulunma olasılığı yüksek bir rahatsızlık. Semptomları şu şekildedir, kişi öyle bir ruh halindedir ki bütün hayali tek bir proje veya birkaç proje olacak şekilde bütün planlarını yapması ve nasılsa ileride o projelerden biri sayesinde ciddi bir başarı elde edeceğini düşündüğü için hiç de makul ve mantıklı olmayan riskleri kolayca alabilecek suni bir cesaret ruh halidir.

Bir kişi bu zehirlenme halinde ise, genelde pozitiftir ancak dışarıdan baktığınız, aslında içinde bulunduğu durumun hiç de iç açıcı olmadığı gün gibi ortadadır. Yani neden böyle düşündüğünü anlamaya çalıştığınızda bir sebep göremezsiniz, çünkü kafasında o "birgün ulaşacağı muazzam başarı" 'nın kesinlikle olacağını varsaydığı için, içinde bulunduğu tüm olağanüstü sorunları ve kayıpları gözardı ederek önündeki uçurumu görmüyordur.

Proje zehirlenmesi ile ilgili kişisel deneyimlerim

Bu zehirlenmeyi neden iyi biliyorum derseniz, kişi kendinden bilir işi diye bir tabir vardır. Benimde uzun bir dönem içinde olduğum bir durumdu bu ve ancak kurtultuktan sonra farkına varabildim. "bir dakika ya neden hala bu başarı gelmedi" diye afalladığınızda, jeton düşüyor.

Kendimden örnek vermek gerekirse, üniversite yıllarımda başladığım freelance projeler bir özgüven verip etrafta duyduğum milyonluk şirket olan bir sürü girişim haberi sonrası, sanki çok kolaymış gibi gelen o başarıya ulaşma güdüsü gelişiyor. Bu nedenle de özgüven gösterip, üç kuruşa yazdığım intranet sonrası İstanbul'da ofis açamamam ve maddi yetersizlik sonucu aileme daha yakın olan bir yere gelip, İstanbul gibi yazılım konusunda en büyük merkezi bırakıp İzmir'e gelebiliyor insan. Geldikten ciddi maaşlara çalışmak yerine, sıkıntıları göğüslerim nasılsa, ben yaparım gazı ile iş kuruyorum ve kıt kanaat iş yapmaya çalışıyorum. Üniversite yıllarımda çok çalıştığım ve kurslara gittiğim için teknik bilgi düzeyim yaşıtlarıma göre iyi olmasına rağmen yaşıtlarımın kazandığı paranın 1/4 ü ile idare ediyorum. Kendi ofisimi açıyorum bir sürü masraf borç ve iş koşturup müşteri problemleri de çekiyorum. Ödemeleri alamıyorum v.s v.s....

Sabrımın hiç taşmadığı anormal şartlarımı biraz daha betimlemeye çalışayım. Kliması olmayan akşama kadar güneş alan bir ofiste tek masa tek sandalye ve hala yenileyemediğim üniversite döneminden elimde kalan yavaş mı yavaş laptop ile outsource iş yapıyor ve hergün sabah vaktinde kalkıp genelde gece yarılarına kadar normal bütçesinin yarısı hatta 1/4 üne alabildiğim işleri yapıyorum. Nasıl yorgun nasıl bitap, ama bir gram şikayet yok ve mutluyum. Kesinlikle normal bir durum değil ve üniversite bitirmiş birisi olarak artık belli maddi güç hedeflemek varken, o proje zehirlenmesi yüzünden tutkuların peşinden koştuğumu sanıyor ve aslında ömrümden çalıyorum. 

Sonuç olarak çok samimi söylüyorum ki asla zerre pişman değilim, çünkü sıradan bir yol sıradan deneyimler kazandırırdı ve şuan eğer bakış açımdan memnun isem sebebi bu yolu seçmemden dolayıdır. Proje ölçeklemesi yapabilmem ve her türde insanı anlayabilmemi bu şekilde bir yolu seçmeye borçluyum. Aslında seçtiğim yolda problem yok, tek sorun proje zehirlenmesi dediğim konudan dolayı. Yani bunun yerine çok daha ürün bazlı odaklansaydım, eminim şuan belirli bir sektörde iyi bir yazılım tutundurmuş olurdum.

Proje zehirlenmesinden nasıl kurtulabiliriz?

Proje zehirlenmesi dediğimiz şey bence böyle birşey. Girişimci olmalıyız karşı değilim ama çok ince bir çizgi var. Eğer o denge doğru değilse gerçekten kayıplar büyük oluyor. Ben halen etrafımda kendimi gördüğüm sayısı az olmayan insanları nacizane üslubu ile ikaz etmeye çalışıyorum.

Kurtulmanın tek yolu, iç sesinizi ve ego duygunuzu kenara bırakıp gerçekten mantık dahilinde değerlendirmeniz gerekiyor. Yani olacak ya inanıyorum filan gibi cümleler kurmak zorunda kalıyorsanız çok geç kalmış olabilirsiniz. Öyle bir cümle geçerli değildir. Bu proje olacak çünkü diye başlayıp gerçekçi onlarca cümle kurabilmeniz gerekiyor. Satış noktasında nasılsa alırlar süper birşey gibi sahte tespitler yerine, sektör analizi yapıp potansiyel müşteri adetini belirlemek ve ciddi anlamda satış gücü belirlenmelidir. Sonuçta kimse sizin hayaliniz veya çok istiyorsunuz diye o işe ödeme yapmaz, gerçekten işe yaramalısınız. Siz olacak deyince olacak bişey değil. Olmayacak birşey ise o ne yaparsanız yapın olmayacak. Tek fark siz yıllarınızı harcayıp anlayacaksınız....

Etrafımda bu önerileri aktardığım zehirenmiş bu kişiler sayesinde birşeyi daha anlıyorum ki, bu dibi görme sarsıntısı kaçınılmaz, çünkü karşısındaki insanı anlamaya ve dinlemeye karşı kapalı olmaya sebep olan bu zehirlenmenin geçmesi maalesef herkes için dibi görmek ile mümkün sanırım.

Yaklaşık 2-3 yıldır mücade etsem de henüz dibi görmeden beni anlayıp haklı göreni olmadı, ama umarım birgün olur ve burada bir yazı olarak onun hikayesini kaleme alabilirim..

Teşekkürler saygılar...

Cem Yılmaz'ın dediği gibi "7 liradan günde 100 kişi gelse..." hesabı yaptıran oto yıkama fiyatı


Merhabalar sevgili varsa okumaya vakit ayıran güzide okurlarım.

Dün sabah yolda aracımla yol alırken, direksiyon kısmında bir sorun hissi oluştu. Kontrol etmek istedim. Tabi bir petrol ofisine girdim ve kontrollerimi yaptım bir sorun yoktu. Yakın zamanda bir bakımdan çıkmıştı aracım giderilen bir arıza yeniden nüks etti sanmıştım. Sorun yoktu yoluma devam edebilirdim.

Ama tam arabaya binicem şöyle bir baktım toz toprak her yeri arabamın, üzüldüm, beni dedim hergün getirip götüyor şu garibimin haline bak dili de yok söyleyemiyor diye içimden geçirdim :) .

Çalıştığım şirketin yakınında otopark yok dışarı bırakıyorum aracımı ve etrafta da devam eden plaza çalışmaları var. Haliye plazayı sanki bizim arabalarımızın üstüne yapmışlarcasına toz oluşuyor. Arada da yağmur çilediğinde güzel bir ahenk ile çamur yeni bir tasarım oluşturuyor aracımda. İlginç tarafı dün benzin istasyonunda durunca bu durumun ilk defa bana garip gelmesi. Yani alışmışım resmen o stil ve desene. Kabullenmişim yani, hani ruhsata işletsem olacak, araba açık mavi normalde ama kahverengi diye işletsem hiç de garip kalmayacak o derece. Herşey yıkatma kararı ile başladı.

Yakıtım vardı ücreti ile yıkatmak istedim. Normalde otomat oluyor 1 TL veya 2TL atıp yıkatırdım bir zamanlar. O gökdelenler yapılmaya başlanınca yıkama manasını kaybettiğinden beri bıraktım yıkamayı. Gittim yıkama bölümüne bir görevli geldi. Sordum ne kadar ücret diye, beklentim tabi 1 TL, 2TL gibi bişey tam olarak 10TL dedi( yazıyla on türk lirası ). Sadece dış yıkama hemde yazı ile tekrar ediyorum ON TÜRK LİRASI. 30 liralık yakıt alan birisi için bunu oranlayın. Aracım da az yakan bir araba 1.3 multijet dizeldir. Şok halde çıktım ama kararlıydım, ilerideki benziliğe girecektim.


Bir sonrakine gittim tabi diğerine kızgın, baktım yıkama bölümü süper hazır kimse de yok. Oh dedim sıra da yok ne güzel bekledim, sonra birisi geldi abi çalışmıyor dedi arızalı. Kararlıydım teşekkür ettim çıktım bir sonrakine geçeyim dedim. Maksimum rakam 2 hadi 3 TL kafamdaki.

Bir sonrakine gittim sıra var 1 araç, geç kalmak istemiyorum tabi ama o kadar geldim dışından bir su tutayım dedim, 12 TL dedi. Evet yazıyla dış yıkama su tutup tozu almak işi ON İKİ TÜRK LİRASI dediler.

Gerçekten bu nasıl birşey, eskiden ücretsizdi yakıt almadan dahi yıkamamıza izin verilirdi. Kapitalizm inanılmaz bir boyuta ulaşmış sanırım.

Oradan da kahverengi kendine has tasarımını koruyan aracım ile yola koyuldum ve yolda düşündüğüm tek şey şu.

"Kişi başı 12 TL günde 100 kişi gelse.... iyi iyi valla iyi" cümleleri...


Proje yönetiminde başarılı olmak için dikkat edilmesi gereken konular


Selamlar yazılarımı okumaya değer bulan sevgili okurlarım.  Yazılım uzmanı olarak başladığım kariyerim, proje yöneticiliği ile devam etmekte ve hergün yeni şeyler öğrenmekteyim.

Her projede tekrar eden ana sorunu sizlere açıklıyorum. "Ne kodlayacağız konusunda herkesin farklı bir kanıda olmasına rağmen toplantının sonuçlanıp projeye başlanması" diyebilirim. Herşey netmiş hissi ile birbirinden çok kutup noktalarda düşünceler ile toplantı masasından kalkan insan yığını nedeniyle o isteneni yakalamakta hep zorlanıyoruz.

Bunun sebebine gelirsek müşteri taraflı ve proje ekibi taraflı olmak üzere 2 merkezi var;

Proje ekibi kaynaklı sorunlar:

- Yanlış Sorular

Doğru sorular çok önemlidir. Müşteriye sormanız gerken kritik soruları iyi bilirseniz bu durumda ancak gerçekten iyi bir iş çıkarabiliriz. Bir nevi o polisiye filmlerdeki sorgu sahnelerindeki gibi müşteri sorgulanmalıdır. Bazı istekleri gereksiz ise karşı çıkılmalı tartışılmalıdır. Ancak hatalı sorular ile tamam tamam denerek notlar alındığ için proje anlaşılmakta zorlanılmaktadır.

- Eski Deneyimlerden Dolayı Hatalı Şablon Takıntısı

Eski deneyimlerden dolayı o anki projeyi de bir şablona uydurma güdüsü istemdışı bir tavırdır. Bu tavır nedeniyle proje maalesef kendine uygun olmayan bir formata bürünür ve bu büyük bir felaketin en önemli kıvılcımıdır. Eğer bir projeyi hatalı bir şablonla başladıysa bir ekip, sonuçta çıkan şey kesinlikle müşteriye çözüm için yeterli gelmeyecektir.

- Gerçekten bilgi sahibi olması gereken kişilerin bilgi eksikliği

Projeyi asıl anlaması gerkene kişilerden ziyade, daha üst düzey yönetimsel noktadaki kişilerin toplantıları yapması ve edindiği bilgileri aktarırken değişime uğraması sonucu yaşanan zorluklar büyük bir sorun olarak ileride kaşımıza çıkıyor. Mesela parametrik olması gereken şey statik yapıldığ için kilitler oluşabiliyor. Veya statik olması yeterli bir iş parametrik olsun diye boşa ekip yoruluyor ve bu özellik hiçbir şekilde kullanılmıyor. Ciddi gecikmelerin temelinde bu vardır.

- Daha kolay metotları gözardı etme riski

Teknik anlamda yetersizlik nedeni ile müşteriye sunulabilecek daha kolay seçeneklerin bilinmemesi ve bilinen metotlardan yol alıp zor yoldan çözüm çabası göstermek de büyük sorun. Bulut sistemler mesela artık çoğu projede tercih edilmekte. Veya daha basite indirgersek e-ticaret projesi isteyen bir müşteri özel çözüme ihtiyaç duymuyor ise ona özel bir eticaret sitesi yazmak yersiz olacaktır.


Müşteri kaynaklı sorunlar:

- Müşterinin çok iyi bildiğini sanma duygusu


Genelde bu kişiler ya şirket sahibi yada o şirkette uzun yıllar deneyimli kişiler olmaktadır. Kendi sektörlerinde kendilerini ispatlamışlardır ve maalesef yazılımı da en iyi kendileri tasarlayabilir sanarlar. Analist e bırakılacak konuları kendileri böyle istiyorum şeklinde net cümleler ile anlatırlar. Müşteriyi kaçırmak istemeyen kişi de herşeye hatalı da olsa evet demek zorunda kalır. Sonuçta iş alınır projeye başlanılır ama binlerce hatalı istek onaylanmış şekilde yola çıkılmış olur. Başarı imkansızdır, büyük geçmiş olsun.

- Yakın bir rakibi örnekleme güdüsü

Kendi sektöründe yakın bir rakibinin kullandığı metodu en doğrusu sanıp benzerini bazen de birebir aynısı istemede diretmesi de söz konusu olur. Anlatırsınız, bu şekilde istersenizi yaparız elbette ancak sizin için bizim önerdiğimiz yöntem daha iyi sonuç üretecektir dersiniz ama maalesef. Evet diyor gibi yapar size ama sonuçta yine kendi kafasına taktığı rakibin yaptığını ister. Çünkü korkar, o yaptıysa doğrudur der aynısını uygulayıp gece rahat uyumak ister. Proje bu sayede karşımızda firmaya değil o rakip firma için yapılırcasına başlar. Başarı şansı var ama eğer firmalar gerçekten birbirine uymuyorsa sonuç felakettir.

- Bütçe takıntısı

Bazı şirketler en iyi çözümü istemek yerine nasıl bu işi ucuza mal ederim diye bakar. Halbuki yazılım tasarruf edilecek birşey değildir ki. Bir projeyi 1 ayda teslim etmek de mümkün 3-6 ay arasında da. Aradaki fark sonradan gelecek değişiklikleri daha hızlı adapte olan bir yazılım. Eğer ekibi zaman sıkışıklığı içinde boğarsanız kaliteli kod yazmak ikinci plana atılır. Kalitesiz yazılan kod ise bugün için kar gözükse de uzun vadede büyük külfet getirir. Müşteri teknik tarafı bilmez maliyeti düşürmek için pazarlık yapar, pazarlık sonucu istediği rakamı da alınca mutlu olur ancak o mutluluğun anlamsızlığını anlamaz. İşi kaçırmak istemeyen analist veya pazarama uzmanı da onay verir imzalar atılır. Vah ki ne vah, yazık o ekibe hemde çok yazık. Asla beğenmedikleri şekilde kodu yazıp bir an önce projeyi bitirmeleri gerekecek.


Yukarıdaki sorunlar gördüğüm en büyük temel sorunlar arasında yer alıyor. Detaylandırsam bu maddeleri ciddi adette arttırabilirim. Bu sorunların sonucu da birbirini anlamadan çalışan insanlar yığını oluyor. Bu yığın birlikte çalışıyor ancak herkes farklı beklentiler ile proje sürecini devam ettiriyor.

Bu yazıdaki sorunlar nedeniyle işte aşağıdaki karikatür hayatımızın önemli bir bölümünde büyük bir gerçeği yansıtlmaktadır :)



İşte bunca kafası çalışan insanlar ile bir ekibi yönetmemize ve müşterilerimizi gerçekten sevmemize rağmen, sonrasında müşterilerimizi memnun etmekteki büyük zorluğun en iyi açıklaması.

Saygılar sevgiler efendim. Okuduğunuz için teşekkür ederim.


En iyi dinlenme yolu: Tutkularınız için çalışmak


Merhaba varsa üçbeş beni okuyan okurlarım.  Yeni bir yazı daha esti..

Hafta boyu çalıştım normal olarak çok yorgundum cuma eve dönerken. Bitmiş şekilde döndüm ve sanki 1 ay tatile yapmam gerekiyor hissiyatım bu. Dün o halde gelip uyumaya bile üşenecek kadar yorgun biri olarak uyudum, hatta sızdım denebilir.

Ters giden birşey vardı, sabah olmuştu, 7:30 alarm çalar çalmaz uyandım yatağımdan fırladım duş aldım kahvaltımı yaptım, 8 gibi de kendimi bilgisayarımda kod yazarken buldum.

Bi dakika nasıl yani, iyi de bugün tatildi ya ?

Şuan 1 saat filan geçmiş yeni farkediyorum. Sahi dün yorgun değil miydim o kadar ben, bu saatte kalkıp bu çalışma nedendi?

Neden şuan bilgisayarımda çalışırken zamanın nasıl aktığını anlamadan çalışıyorum hem de dün öylesine yorgun biri iken, şöyle 10-11 e kadar uyumam gerekmez miydi?

Elbette hayır, eğer hayalleri ve tutkuları olan biriyseniz ne demek istediğimi zaten anlamışsınızdır ancak anlamadıysanız sizin için üzgünüm gerçekten.

Toplam 6 kişiyiz ve çok değerli arkadaşlarımdan oluşan bir yazılım ekibimiz var. Kararlaştırğımız projelerimiz var ve ben o projelerimize öylesine bağlıyım ve kıymet vermekteyim ki işte bana bu sabahki durumu yaşatmayı sağlıyor.

Yani hafta sonu tatil olacak diye sevinen nice çalışan gezip eğleneceği için bunu istemekte. Normal insanlar elbette böyle yapar ancak bizim normallerimiz çok farklı artık galiba.

Bizim dinlenmemiz uyumak ile değil, hayallerimizdeki projeleri kodlamakla mümkün oluyor sanırım. Bu yazıyı yazarken bir süreliğine de olsa projemden koptum tabi haliyle, şimdi izin verirseniz dinlenmeye devam etmek istiyorum.

Hafta sonunu uyumakla geçiren beyaz yakalara selam olsun...



Teknolojik Diyet Zamanı


Teknoloji gelişti ve gelişimi takip etmesi imkansız bir hızla devam ediyor. Bu durumdan memnunuz hayatımızı kolaylaştırıyor. Ancak biraz fazla mı olmaya başladı diye düşünmeden edemiyorum artık.

Mesela alışveriş yapacaksanız bilgisayarınızdan yapıyorsunuz. Faturaları internetten ödüyoruz. Sevdiğimiz dizileri, takip ettiğimiz haber siteleri ve her daha ne varsa. Hepsi ama hepsi internette.

Birçok meslek grubu bilgisayar olmadan iş yapması imkansız durumda zaten. Günlük hayatımız bilgisayar ve teknolohi ile iç içe iken birde izlediğimiz diziler takip ettiğimiz haberler hatta hasta olunca hastaneden aldığımız randevu hepsi teknoloji ile sağlanıyor.

İnsan bünyesi çok hassas, her çevresel faktörden çok etkileniyor. Bu kadar zamanımızı alan teknolloji gerçekten hayatımzdan bazen çıksa sanki biraz iyi olacak?

Özellikle benim gibi günde en az 8 saat bilgisayarda kod yazan birisi için kalan vaktimde de internet üzerinden sıradan işlemleri yapmak zorunda kalmak bile gerçekten ilginç bir hal alıyor.

Hep zayıflamak için diyet kelimesini kullanıyoruz. Ancak vücudumuzdaki radyasyon oranını da düşürmek için bence tekonoloik diyet yapmaya ihtiyacımız var diye düşünüyorum.

Teknoloji diyeti nasıl yapabiliriz diye düşündüğümde, bunun tabi ki en etkili yolu tatile çıkıp telefonu dahi bırakıp alıp başını gitmek bir yerlere. Ancak maalesef bu çok mümkün değil görünüyor günlük hayayımızda.

Bunu yapamıyorsak da en azından hafta sonları en aza indirmeli gerekmedikçe bu cihazları asla kullanmamalıyız bence.

Aksi takdirde maalesef bugün olmasa bile ileride bizleri ciddi sağlık sorunları beklediğini düşünüyorum.

Eşsiz bir Ney Dinletisi ile tefekkürü yakalamak

Ne eşssiz bir tat ne mükemel bir karışım!

Hayranlık duyduğumuz şaşırdığımız birçok şey var ama bu tip sanatsal çalışmalar ayrı bir değerli.

Mesela Dubai'de yapılan dev gökdelenlerin yapımını belgesellerde izlediğmde hayretler duyuyorum. Yüzlerce mühendis bir araya gelip binlerce hesap ile o eserleri ayakta tutuyorlar. Büyük bir emek ve saygıyı hak ediyorlar.

Peki bu eser ve daha bunun gibi nicesi. Bu eserde de bir hesaplama var, büyük bir beceri ve mühendislik var. Doğru zamanda doğru sesi kulağımıza fısıldamayı hesaplamış büyük bir sanatçının imzası var. Dahası o gökdelenler veya teknolojik anlamda bizi şaşırtan nice şey hayatımıza kolaylık getirse de ne kadar bize bu eserlerin sunduğu keyifi sunabilir. Bana öyle geliyor ki artık, bu eserler o Dubai'deki nice gökdelenden daha fazla mühendislik ve saygı hak ediyor benim nazarımda.

Dahası hani doğaya bakarsın ve Allah ne güzel yaratmış dediğimiz nice yaratılan eşsiz varlıklar görürüz ve tefekkür ederiz. O yüce sanatkar, eserleri ile bize kendisinden haber vermektedir. Tefekkür şuuru ne güzel bir ölçü.

Bu eserleri icra eden insanları gördüğümde, bize hissettirdikleri o muazzam duygular sonrası,  ben başka bir Tefekkür hissediyorum. Düşünüyorum ki, ya bu insan dünyaya gelmese idi, nasıl bir şeyden mahrum kalacağımızı gördüğümde, şükrediyorum ki böyle insanları Allah bizlere böyle eserler sunsun da biraz daha insan olalım, nefsimizden arının esas insani duyguları doruklarında dolaşalım diye bizlere hediye etmiş bence. Teşekkürler güzel sanatkarlar. İyi ki varsınız.


Allah için Kurban keserken hakkaniyeti kurban edebilme yanılgısı


Öncelikle herkesin Kurban bayramı mübarek olsun. Bu güzel bayram erişmek nasip oldu yeniden şükürler olsun.

Allah kabul etsin, ömrümde ilk defa kurban kestim bende. Kestim derken bizzat kesmedim elbette, belediyenin sağladığı imkanlardan faydalandık ve işinin ehli kişiler bizim vekilimiz olup kurbanımızı kestiler Allah razı olsun onlardan.

Öncelikle iyi şeylerden bahsetmek gerek. Örneğin belediyelerin böyle bir çalışma yapması çok faydalı bir uygulama. Hem işinin ehli kişilerce yapılması bakımından hem de açıkçası hep birlikte bir bayram havasını pekiştiren ortamdan dolayı gerçekten güzel bir uygulama. Vesile olanlardan Allah razı olsun.

Kurban'a Saygı

Tabi hal böyle iken sorunları da görmezden gelip söylemeyecek değilim. Ben hayvan sevgisi yoğun birisi olarak gerçekten oradaki hayvanları ileri derecede önemsiyorum. En rahatsız olduğum şey orada onlarca hayvan biri kesilirken biri yüzülürken o hayvanların o bölgeye onları görecek şekilde getirilmesi öyle içimi sızlattı ki, sanki o hayvanların bunu görüp anladığını korktuğunu hissettim. Küçükken kurbanı babam keserdi ve çok iyi hatırlarım hayvan bıçağı görmesin diye gözlerini kapatırlardı veya hayvan ayakta getirilirken bıçağı görmemesi için saklanırdı mesela. Açıkçası bu şekilde bir bakış açısı daha doğru geliyor bana ve güzel organizasyonlara böyle hassasiyetlerin de eklenmesiyle daha iyi olacağını düşünüyorum. Zamanla böyle imkanların da sunulmasını temenni ediyorum.

İçler Acısı Tavır

Haydi herşey bir yana bir de biz varız yani insanlar. Sıra numarası alıp bekliyoruz orada. Ve Allah rızası için kesilen kurbanlık kulluk vazifesinin bir tamamlayacısı iken düşünsenize sırada hile yapılıyor. Örneğin bir kurban kesilmiş numarası 30 veya 40 ama hala 20 numaraya sıra gelmemiş daha bekliyor. Yani vallahi sıra mühim değil ben helal ediyorum önüme geçen her kim ise ama orada birçok kişiden duydum hakkımı helal etmiyorum diye. Yazık değil mi, Kurban kesmek gibi işin maddi zorluğu da olan ama buna rağmen bu zorluktan kurtulup Allah bize bu imkanı vermişken nasıl olur da orada 5-10 dk erken işimizi halletmek adına bu işe kalkışılır aklım almıyor.

Yapmayın güzel insanlar yapmayın, inanın değmez asla ama asla değmez. Yapmayın. Gerekirse orada tüm gün bekleyin, geceler olsun saatleriniz orada tükensin ama orada bir kişinin dahi hakkını almayın. Böyle güzel bir ibadete gölge düşürmeyin.

Tekrar herkesin kurban bayramı mübarek olsun.

Bugün ve Bugün Şiiri - Özdemir Asaf


Birçok şiir seslendirmesi yapmaya devam ediyorum. Ancak bu şiirin bir farklı yönü var. Sözleri öylesine güzel ki bu sözleri hissederek okudum içselleştirerek. Bir diğer güzel nokta ise böylesine güzel şiiri çok fazla seslendirmesinin olmadığını gördüm.

Böyle güzel bir şiiri uzun denemelerden sonra ilk defa güzel seslendirme denilen şeye ilk yaklaştığımı düşündüğüm şiir olması ayrı bir değerli. Bu şiirde gerçekten şiiri hissederek okumanın ne olduğunu anladım.

Umarım beğenirsiniz. 

 

Bugün ve Bugün

Öyle çabuk geçiyor ki günler 
Hele sen de bir bak hayatına.
Daha dün doğmuşuz sanki 
Yeni okula başlamışız
Yeni sevmişiz

Öyle çabuk geçiyor ki günler 
Hele sen de bir bak hayatına 
Yarın bitecek sanki her şey
Yarın ölecek gibiyiz.

Daha doymamışız yaşamasına
Günlerimiz dün bir, bugün iki
Sakın bir şey bırakma yarına
Yarın yok ki.

Özdemir Asaf
Seslendiren: Murat UYSAL